Ekonomik rekabetin en temel amacı, tüketicilere daha iyi kalite, daha düşük fiyat ve daha fazla seçenek sunmaktır. Ancak bu ideal dünya çoğu zaman, piyasayı tek başına kontrol etme gücüne ulaşmış aktörlerin varlığıyla gölgelenir. “Hâkim durumun kötüye kullanılması” olarak bilinen bu olgu, sadece piyasa aktörleri arasındaki adil rekabeti değil, uzun vadede ekonomik dinamizmi, yeniliği ve toplumsal refahı da tehdit eder. Bugün pek çok sektörde ister teknoloji devleri ister yerel pazarda güçlenen şirketler olsun, rekabet hukuku bu tür davranışlarla mücadele etmek için en önemli araç konumundadır.
Hâkim Durum Nedir? Nerede Başlar, Nerede Biter?
Hâkim durum, bir teşebbüsün rekabet baskısından büyük ölçüde bağımsız hareket edebilecek güce ulaşması demektir. Buradaki bağımsızlık sadece fiyat belirleme gücüyle sınırlı değildir; ürün standardı, dağıtım kanalları, tedarik zinciri, hatta tüketici tercihlerinin yönlendirilmesi gibi unsurlar da bu gücün kapsama alanındadır.
Fakat kritik soru şudur: Bir şirketin piyasada başarılı olması doğal bir rekabet sürecinin sonucuysa, bu başarı nerede hukuka aykırı hale gelir? İşte “kötüye kullanma” tam da bu noktada devreye girer. Hâkim durumda olmak yasak değildir; yasak olan, bu gücün rakipleri dışlamak, pazarı kilitlemek, tüketicileri kısıtlamak veya piyasanın doğal işleyişini bozacak biçimde kullanılmasıdır.
Kötüye Kullanma Türleri: Görünür ve Görünmez Baskılar
Hâkim durumun kötüye kullanılması farklı araçlarla ortaya çıkabilir. Bu davranışların bazıları açıkça rekabeti boğarken, bazıları daha sofistike ve tespit edilmesi zor yöntemlerle işler.
1. Yıkıcı Fiyatlandırma (Predatory Pricing)
Rakibi piyasadan atmak amacıyla maliyetin altında satış yapılması ve rekabet ortadan kalkınca fiyatların tekrar yükseltilmesi. Bu yöntem, kısa vadede tüketiciye ucuz fiyat sunuyor gibi görünse de uzun vadede tam bir tuzak haline gelir.
2. Bağlama ve Paketleme (Tying & Bundling)
Bir ürünün diğer bir ürünle zorunlu olarak birlikte satılması, tüketicileri istemedikleri halde bağlı ürünleri almaya zorlar. Dijital platformlarda bu uygulama sıkça görülür.
3. Aşırı Fiyatlama (Excessive Pricing)
Hâkim durumdaki bir şirket rekabet baskısı olmadığından, ürün veya hizmeti maliyetinden bağımsız şekilde aşırı yüksek fiyatlarla satabilir.
4. Dışlayıcı Sözleşmeler
Tedarikçilerin veya dağıtıcıların sadece hâkim firmanın ürününü satmasını zorunlu kılan anlaşmalar, rakiplerin piyasaya girişini imkânsız hale getirir.
5. Veri ve Erişim Engelleri
Günümüz dijital ekonomisinde veri artık piyasanın en kritik girdisi. Hâkim firmalar bazen rakiplerinin veri erişimini engelleyerek ya da algoritmik manipülasyon yoluyla rekabet avantajı sağlar.
Dijital Ekonomi: Yeni Alan, Eski Sorunlar
Google, Amazon, Apple, Meta gibi devlerin rekabet otoriteleriyle yaşadığı davalar aslında “tekelleşmenin 21. yüzyıldaki yeni kostümüdür. Bir dijital platformun “varsayılan” hale gelmesi, fiili tekel etkisi yaratır. Örneğin kullanıcılar veri taşınabilirliği olmadığı için alternatif platformlara geçemezse, görünürde çok sayıda seçenek olsa bile rekabet ortadan kalkmış olur.
Avrupa Birliği, Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ile bu alanı sıkı şekilde düzenlemeye girişti. Türkiye’de ise Rekabet Kurumu son yıllarda özellikle e-ticaret ve teknoloji firmaları hakkında soruşturmalar yürütüyor. Bu soruşturmalar, geleneksel tekellerden farklı olarak, veri hakimiyetinin de artık rekabet hukuku kapsamına girdiğini gösteriyor.
Hâkim Durumun Ekonomik ve Toplumsal Sonuçları
Hâkim durumun kötüye kullanılması sadece ekonomik değil, toplumsal sonuçlar da doğurur:
Yenilik azalır: Rakiplerin piyasaya girememesi inovasyonu yavaşlatır.
KOBİ’ler kaybeder: Küçük işletmeler yok oldukça ekonomik çeşitlilik zayıflar.
Tüketici seçenekleri daralır: Piyasada ürün çeşitliliği azalır, fiyatlar yükselir.
Gelir dağılımı bozulur: Tekel kârları toplumsal refahın adaletsiz paylaşımına neden olur.
Demokratik riskler doğar: Büyük ekonomik güçler medya, siyaset ve toplum üzerinde etki kurabilir.
Türkiye’de Durum: Rekabet Hukuku ve Kurumsal Kapasite
Ekonomi politikaları rekabetin korunmasından yana olmalıdır; aksi halde teşebbüsler sadece ceza sonrası davranışlarını düzeltmekte, bu da rekabet zararının çoktan oluştuğu anlamına gelmektedir.
Rekabetin Güvencesi: Hukuk, Şeffaflık ve Toplumsal Baskı
Hâkim durumla mücadele sadece yasal süreçlerle değil, bilinçli tüketici davranışı, güçlü medya, akademik bağımsızlık ve kamusal denetim ile yürütülebilir. Rekabet hukuku bir teknik alan gibi görünse de aslında demokrasinin ve piyasa ekonomisinin teminatıdır.
Eğer piyasada iktidar tek elde toplanırsa, ekonomi de toplumsal yaşam da tehlikeye girer. Bu yüzden “hâkim durumun kötüye kullanılmasını sadece hukukçuların ya da ekonomistlerin konusu olarak görmemeli; bir medya başlığı, bir siyasi gündem, hatta bir vatandaşlık bilinci olarak ele almalıyız.
Çünkü rekabet özgürlük demektir—hem fiyatlarda hem fikirlerde. Ve özgürlüğün olmadığı yerde ne piyasa çalışır ne demokrasi.
Sonuç olarak:
Hâkim durumun kötüye kullanılması yalnızca ekonomik bir kavram değil, çağdaş kapitalizmin görünmez tehlikelerinden biridir. Rekabetin canlı tutulduğu, girişimciliğin teşvik edildiği ve tüketicinin korunduğu bir ekonomik düzen ise ancak güçlü rekabet hukuku ve kamusal farkındalık ile mümkün olacaktır. Bugünün tekelci eğilimleri denetlenmezse, yarının piyasaları fırsat değil esaret üretecektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar