Kamu maliyesi, devletin gelir toplama, harcama yapma ve borçlanma süreçlerinden çok daha fazlasını ifade eder. Bugün kamu maliyesi, ekonominin genel yönünü belirleyen en kritik alanlardan biri haline gelmiştir. Çünkü devletin mali gücü, yalnızca bütçe dengelerini değil; enflasyonla mücadeleden sosyal politikaların etkinliğine, kalkınma planlarından dış finansman algısına kadar geniş bir yelpazede sonuç yaratıyor. Dolayısıyla, kamu maliyesinin sağlıklı işlemesi artık yalnızca teknik bir mesele değil; ekonomik istikrarın, toplumsal refahın ve siyasal güvenin temel bileşeni olarak görülüyor.
Mali Dengenin Yeni Gerçekliği
Son yıllarda hem küresel ekonomide hem de Türkiye özelinde kamu maliyesi, yüksek enflasyon, artan sosyal harcama baskıları, borç servis maliyetleri ve değişen vergi tabanı gibi çok katmanlı bir sınavdan geçiyor. Enflasyonist dönemlerde mali disiplinin bozulması, kamu harcamalarının nominal olarak artmasına karşın reel etkisinin azalması gibi bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bu durum, bütçenin daha sık revize edilmesine, öngörülebilirliğin azalmasına ve risk priminin artmasına yol açıyor.
Türkiye’de özellikle faiz giderlerinin toplam bütçe üzerindeki etkisi, mali politikanın manevra kabiliyetini daraltan temel unsurlardan biri hâline gelmiş durumda. Vergi gelirleri büyüse bile faiz yükü daha hızlı artıyorsa, mali alanın daralması kaçınılmaz hale geliyor. Bu tablo, kamu maliyesinin yapısal olarak yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Gelir Politikalarının Dönüşümü
Kamu maliyesinde gelir tarafının omurgasını vergiler oluşturuyor; fakat vergi tabanının dar olduğu ekonomilerde, mali sürdürülebilirlik sürekli risk altında. Kayıt dışılık, dar gelir gruplarına aşırı yük binen dolaylı vergiler ve yenilikçi vergi politikasına geç kalınması, bugün pek çok ülkenin mali yapısını zorluyor.
Türkiye özelinde, vergi sisteminin daha adil, verimli ve geniş tabanlı bir çerçeveye oturtulması artık uzun vadeli bir hedef değil; zorunluluk niteliğinde. Dijital ekonomiden daha fazla pay almak, karbon vergisi benzeri çevresel vergi uygulamalarını gözden geçirmek, uluslararası minimum kurumlar vergisi düzenlemelerine uyum sağlamak ve vergi harcamalarını güncellemek, gelir tarafında sürdürülebilir bir denge kurulmasını gerektiriyor.
Gelir tarafının güçlendirilmediği bir kamu maliyesinde harcamaların kontrolü tek başına yeterli olmuyor. Bu nedenle kamu maliyesi reformlarının geleceğinde vergi disiplininin merkezde yer alacağı açık.
Harcamaların Niteliği Asıl Belirleyici
Bir kamu bütçesinin güçlü olup olmadığı yalnızca gelirlerinin büyüklüğüyle değil, harcama kalemlerinin niteliğiyle ölçülür. Bugün tüm gelişmekte olan ekonomilerde ortak bir tartışma var: “Hangi harcama verimli, hangisi değil?”
Kamunun tüketim ağırlıklı harcamalara mı, yoksa üretken, uzun vadeli etkisi olan yatırım harcamalarına mı yöneldiği; ekonomik performans üzerinde dramatik farklar yaratıyor. Eğitim, sağlık, teknoloji ve iklim dönüşümü odaklı yatırımlar; kısa vadede bütçeyi zorlayabilir ancak orta-uzun vadede ekonomik kapasiteyi genişleterek kamu maliyesini rahatlatır.
Bu nedenle modern kamu maliyesi anlayışı, yalnızca harcama kısıntısına değil; harcama kalitesinin iyileştirilmesine odaklanıyor. Sıkılaştırıcı maliye politikaları bile artık “akıllı sıkılaştırma” başlığı altında daha seçici bir yapıya evriliyor.
Borçlanma Stratejilerinde Rasyonelleşme
Kamu borcu, ekonominin dayanıklılığını ölçen en kritik göstergelerden biri hâline geldi. Borcun seviyesi kadar, yapısı ve vadesi de hayati önem taşıyor. Kısa vadeli borcun yüksek olduğu ülkelerde borç çevirme riskleri artarken, döviz cinsi borcun ağırlığı kur hareketlerine hassasiyeti yükseltiyor.
Bu nedenle pek çok ülke gibi Türkiye de borçlanma stratejisini daha uzun vadeli, daha düşük faizli, daha fazla TL ağırlıklı bir çerçeveye oturtmaya çalışıyor. Ayrıca yeşil tahvil ve sürdürülebilirlik temalı borçlanma araçlarının giderek artması hem finansman maliyetini düşürüyor hem de uluslararası yatırımcıların ilgisini çekiyor.
Borç yönetiminin aktif bir politika alanına dönüşmesi, kamu maliyesinin kırılganlıklarını azaltmak açısından kritik bir adım.
Sosyal Devletin Artan Maliyeti
Nüfus yaşlanması, sosyal yardım taleplerinin artması, sağlık sisteminin genişlemesi ve eğitim harcamalarına duyulan ihtiyaç; tüm dünyada kamu maliyesi üzerinde baskı yaratıyor. Özellikle düşük ve orta gelir gruplarının alım gücünün düştüğü dönemlerde sosyal transferlere olan ihtiyaç artarken, bütçe üzerindeki yük de aynı oranda büyüyor.
Sosyal harcamaların sürdürülebilir finansmanla buluşturulması, geleceğin en hassas maliye politikası başlıklarından biri olacak. Çünkü sosyal devlet işlevi zayıflayan ülkelerde toplumsal kırılganlık artıyor, bu da ekonomik istikrarsızlığı tetikleyebiliyor.
Mali Kural Tartışmaları Geri Dönüyor
Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde mali kural uygulamaları, maliye politikasına güveni artıran bir çıpa görevi görüyor. Belirli bir borç/GSYH oranının, bütçe açığı sınırının veya harcama tavanının yasal çerçeveyle tanımlanması hem piyasalara hem de kamuoyuna öngörülebilirlik veriyor.
Türkiye’de de zaman zaman gündeme gelen mali kural tartışmaları, özellikle yüksek enflasyonun dizginlenmesi ve bütçe disiplini açısından yeniden önem kazanmış durumda. Ancak bu tür kuralların katı değil, ekonomik döngüyü gözeten esnek bir yapıda olması gerektiği konusunda geniş bir mutabakat var.
Sonuç: Daha Akıllı, Daha Etkin, Daha Şeffaf Bir Kamu Maliyesi
Kamu maliyesi bugün çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yüksek borçlanma maliyetleri, enflasyon baskıları, sosyal harcamaların artışı ve vergi tabanının daralması gibi faktörler; maliye politikalarının geleneksel yaklaşımlarla yönetilemeyeceğini gösteriyor.
Yeni dönemin kamu maliyesi:
• gelir yapısını genişleten,
• harcama kalitesini artıran,
• borç yükünü rasyonelleştiren,
• sosyal devleti sürdürülebilir kılan,
• şeffaflığı ve hesap verebilirliği önceleyen
Bir çerçeveye ihtiyaç duyuyor.
Bu dönüşüm sağlanabildiğinde, yalnızca bütçe dengeleri değil; ekonomik istikrar, toplumsal huzur ve yatırımcı güveni de kalıcı bir şekilde güçlenecektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar