Her ne kadar iş hayatına gayrimenkul alanında başlasa da üretim yapmak, bir şeyler yaratmak isteği ile çocukluğundan beri modaya duyduğu ilgi birleşince, Roman Giyim Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Toplusoy, tekstil sektöründe buluyor kendini. 80’lerde Rumeli Caddesi’nde 40 metrekarede satış yaparak başlayan bu yolculuk, üretim, imalat ve yeni mağazalar derken büyük bir markayı doğuruyor; Roman oluyor…

Turgut Bey, iş hayatına nasıl atıldınız?

1974 yılında, 24 yaşındayken atıldım. Dayım o sırada gayrimenkul işiyle uğraşıyordu. Annem de Pendikli bir ailenin kızı olduğu için, orada dedelerinden kalma arazileri vardı. O zamanlar İstanbul’da arsa değil, tarlalar vardı. Ben de dayıma o zamanlar İstanbul’a olan büyük göçten istifade ederek elimizdeki dededen kalma yerleri değerlendirmek istediğimi söyledim. O tarihte Çekmeköy’de gayrimenkul satışı yapılmıyordu. Yani parselleyip satamıyorduk. Çünkü alıcısı yoktu. Dudullu’da ise arsa satışları başlamıştı. Ailemizin de orada dedelerimizden kalma 18 bin metrekare bir arazisi mevcuttu. Ben de burayı değerlendirmek istedim. Fakat akrabalarım o arsayı kadastro mühendisi Mehmet Turcan’a satmak için anlaşma sağlamışlar. Ben önce dayımla birlikte Mehmet Turcan’la görüşmeye gittim ve üçte bir beraber alalım yoksa satışa müsaade etmem dedim. Mehmet Bey bu teklifimi kabul etmedi. Benim de ortaklarım var dedi. Dayım da buna karşı çıktı.

Görüşmenin olduğu gece düşündüm ve bir karar verdim. Ertesi gün Mehmet Turcan’la üçte bir araziye ortak olmayı kabul ettim. Birlikte diğer hissedarlardan bu araziyi satın aldık. Daha tapusunu üzerimize almadan, parsel yapmadan, yarısını bir emlakçıya sattım. Bu sayede ciddi bir kazanç sağladım. Bu da beni çok heyecanlandırdı. Kazancın ötesinde 24 yaşında bunu başarmış olmanın verdiği bir heyecandı. Böyle bir işten para kazanabilmek beni inanılmaz motive etti. Ortağım bu satışın olduğu dönem tatildeydi. Haberi onunla paylaştım ve o da çok mutlu oldu.

İLK HEDEFİM ÜSKÜDAR’DA OFİS AÇMAKTI

Bundan sonraki ilk hedefim Üsküdar’da ofis açmaktı. Artık kendime ait bir yerim ve kendi işim vardı, adresim belliydi. Ve yine Çekmeköy’den tanıdığım ve çok arazisi olan bir aileden, benden yaşça büyük bir abim olan Fuat Özal’a ortak olmayı teklif ettim. Onun da dedelerinden kalma çok arazisi vardı. O günlerde Çekmeköy’ün gelecekte değerleneceğine inanmıştım. O tarihlerde İstanbul’a büyük bir göç söz konusuydu. Çekmeköy arkasını ormana dayamış; hem Bostancı’ya hem Boğaz’a hem de Kadıköy’ün arasında kalan bir mevkiye sahip, daha o zamanlarda bu potansiyelin farkındaydım. O yılarda sessiz sakin 60 haneli bir köydü Çekmeköy. Tarım ve hayvancılıkla geçinen bir yerdi.

Fuat Özal ile beraberken bir gün eniştesi ofise geldi. “Çocuklar bizim büyük dededen kalma yerlerimiz mevcut. Hissedarlarla anlaşamıyoruz. Bizim hisselerimizi satın alır mısınız dedi?” Ama aralarında sıkıntılı bir anlaşmazlık söz konusuydu ve çözüme ulaşamıyorlardı. Dolayısıyla bunu bizim halletmemizi istediler. O sebeple diğer hissedarlarla toplantılar yaptım. Bu durum henüz 24 yaşındayken kendimden yaşça büyük birçok insanı da ikna ettiğimi fark etmemi sağladı. İkna etmenin de ötesinde bana güvendiler. Toplantı sonucunda hissedarlar istediğim kısımlar olan yol kenarlarını bize verip, arka kısımları yani tarlaları tarım yapmak istedikleri için kendileri aldılar.

Dolayısıyla artık yavaş yavaş işleri büyütmeye başlamıştım. Ümraniye’de her vilayetin bir emlakçısı vardı. Bu emlakçılar bizim elektrik direkleri diktiğimiz, parsellediğimiz arsalarımızı satmaya başladılar. Çok kısa zamanda arsalarımız satıldı. Bu sırada daha başka araziler de almaya devam ettik. 1978 yılında Kandilli-Çengelköy arasında dört ortak birleşip 250 dönüm arazi satın aldım. Sonra yine aynı tarihlerde Kapalıçarşı İmam Ali Han’da bir kuyumcu atölyesi satın aldım. Orada kardeşim Süleyman’a da iş olsun istedim. Daha sonraları altınları değerlendirip bozdurunca atölyeyi de kapattım.

KÖYÜME SAHİP ÇIKMIŞ OLDUM

Çekmeköy’ün hayatınızda çok farklı bir yeri var, yani…

Aslında bu işler vasıtasıyla köyüme sahip çıkmış oldum. Burada 350 yıl öncesine giden bir tarihimiz var, dedelerimin mezarları var. Buranın bir gecekondu semtine dönüşmemesi için büyük emek verdim. Yeşil alanları koruyarak, bekçiler tutarak nezih bir semte dönüşmesi yolunda güzel projeler yaptım. Tarla olan arsaları villalarla değerlendirdik. Deprem sonrası dönemde bu villalar güvenilir olmasıyla büyük önem kazandı ve Çekmeköy’ün de değeri artmış oldu. 2002’de oturduğum evi, 2005’te Roman’ın merkez binasını Çekmeköy’e taşıdım. Sonuç olarak hem evimi hem işimi buraya kurmuş oldum. Buraya tekrar taşındığımdan beri, yani yaklaşık 20 senedir gelişimine bakınca görüyorum ki çok büyüdü ve popüler bir ilçe haline geldi.

Roman’ın kuruluşuna gelirsek…

Bu işlerle uğraştığım sırada bile sanayici olmayı, üretim yaparak bir şeyler yaratmayı çok istiyordum. Modaya çocukluğumdan beri ilgi duymuşumdur. İyi giyinmeyi ve vitrinlere bakmayı severdim. Defileleri takip ederdim. Bu alanı kendime iş olarak seçmek istedim ve tekstil sektörüne böylelikle giriş yaptım. Yine gittiğim bir defilede o zamanların önemli bir markası Adnan mağazasının müdiresi olan Hülya Durmaz hanımefendiyi tanıdım. O da kendi işini yapmak istiyordu. Birlikte ortak olup Rumeli Caddesi’nde, 1980 yılında, yani caddenin en meşhur olduğu, bu yüzden de mağaza bulmanın çok zor olduğu yıllarda 40 metrekare bir mağaza kiraladık ve sonrasında baktım ki sadece satmak yetmiyor, üretim yapmak da gerekiyor. Tabii ki üretim işi bilmediğim, daha önce deneyimlemediğim bir şeydi. Üretime başladığım ilk 3 yıl çok büyük zarar ettim. Hatta şu an 170 villanın olduğu bir araziyi sattım Roman için. Bu olaydan sonra karar verdim ki bu işi kendi başıma yapmalıyım. Dolayısıyla ortağımdan ayrıldım ve üretimin başına geçtim. Ve tekstilde yükseliş grafiğim böylelikle başladı.

KRİZLERİ BİLE FIRSATA ÇEVİRMEYİ BİLDİM

Neden zarar etmiştiniz peki?

Ben ortağım hanımefendiyi yüzde yirmi hissedar etmiştim. Başka işlerim de olduğu için mağaza ile ilgili işlere çok karışmıyordum. Mağaza ve imalatı o yönetiyordu. Ve baktım ki bir şeyler yanlış gidiyor. Ne zaman üretiminden modeline, mağazanın yönetimi de dahil bire bir ilgilenerek kendim işin başına geçtim, işte o zaman işler iyiye gitmeye başladı. Hatta o dönemde kardeşim Muharrem işletme fakültesini yeni bitirmişti. Onu mağazanın kasasında durup, ürün takibini yapması için görevlendirdim. Böylelikle Muharrem de benimle birlikte iş hayatına başladı.

O zamanlar günde 90-100 palto sattığımız oluyordu 40 metrekare mağazada, düşünün… Gece kulüplerine, defilelere, davetlere gittiğimde artık Roman giyen kadınları görüyordum ve bu da bana çok büyük keyif veriyordu. Sonra Rumeli’nin ardından ikinci büyük mağazamı Suadiye’de açtım. 90 yılında ‘10 yılın ardından Roman’ diye Şamdansa’da büyük sükse yapan bir defile organize ettim.

Bir yandan da bugünkü toptan mantığıyla Anadolu’daki önemli mağazalarda Roman ürünlerini satmaya başladım. Kapılarda kuyruklar oluşuyordu. Her altı ayda bir büyük paralar harcadığım defile ve show’lar yaptım. Krizlerde bile çok para kazanabiliyordum. Özellikle 94 krizinde 14 liradan 30 liraya çıkmıştı döviz. O zaman Bursa’dan kumaş alımını nakitle yapmaya başladım. Krizleri bile her zaman fırsata çevirmeyi bildim.

Unutamadığınız bir anınızı dinleyebilir miyiz?

90’ların başında benim için triko üretimi de yapan ve koleksiyon hazırlayan üç hanımefendi vardı. Onlarla Paris fuarında karşılaşmıştım. Bana sektörde zorlandıklarından dert yandılar. Büyük bir sermayeleri yoktu. Aslında işi biliyorlardı. Stil ve tarzları da gayet zevkliydi fakat pazarlama yönünden eksikleri vardı. Ben de kendilerine bir ortaklıkla işleri büyütüp büyük kitlelere ulaşabileceğimizi söyledim. Böylece Modline adında bir triko şirketi kurduk. Hiç sermaye koymadan bu ortaklığı yapacağız ve müşteriden çekleri ben alacağım, siz de modelleri tasarlayacaksınız dedim.

Yaptığımız ilk defile çok başarılı geçti ve modellerden birçok sipariş aldık. Böylece müşteriden aldığımız avanslarla üretime başladık. İşleri ilerlettik. Onlar da biz de büyüdük ve zengin oldular. Büyük paralar kazandık ama bazen de iş hayatı ve dostluk aynı gitmeyebiliyor. İşten daha önemli hassasiyetlerim olduğu için ve bazı yanlışlarla karşılaştığım için ortaklığımı bitirmek istedim. Dolayısıyla şirketi onlara bıraktım ve yoluma yalnız devam ettim. Koleksiyon ve triko üretimimi kendim yapmaya başladım. Zaten dönem olarak da triko üretiminde Türkiye’de makine ve iplik yönünden eksiklikler olduğu için biraz da farklı üretim alanlarına eğildim. Triko için başka tedarik noktaları buldum ve oralarla devam ettim.

CADDE MAĞAZALARINI TERCİH EDİYORUM

2005’te Perakende Günleri’nde toplandığımızda bu kadar AVM yapılırsa bu markalar batar demiştim. Bunu AVM’lere ihtiyacımın olduğu, mağaza açma hevesinin yüksek olduğu bir dönemde söylemiştim. Ben bugünü yaşarken 10-20 sene sonrayı da düşünen bir insanımdır. O gün bildiğimi söylemek zorundaydım çünkü bu markalar için büyük bir tehditti. 2005 yılında söylediğim şeyler bugün gerçekleşti. Bu öngörüyle de bazı AVM’lerde mağaza açtım, bazılarında ise açmadım. Günümüzde de AVM mağazası sayımız azdır. Cadde mağazalarını daha çok tercih eder hale geldim.

7 sene teknede vakit geçirdim

Bir ara çekildiniz…

98’e gelince, iş hayatım değil ama özel hayatım beni yormuştu. Kardeşlerim şirketi biz yürütürüz deyince ben de şirketi onlara bıraktım. İstanbul’dan uzak şekilde teknede yaşadım. 6-7 sene teknede vakit geçirdim. Bolca seyahat ettim; Bodrum, Yunan adaları… Kendimi resetlemek istedim fakat işten uzak olunca, şirketin iyi gitmediğini gördüm ve 2005’te tekrar işi devraldım. Şu anda merkez ofisimiz olan Çekmeköy’deki binamızı yaptım. Büyük bir enerjiyle geri dönmüştüm. Eşim Suzan da zaten tasarım eğitimi almıştı, onun da desteğiyle tekrar birlikte işe sarıldık.