2025 yılı tüm dünya için ekonomi ve büyüme anlamında oldukça zor bir süreç olmuştur. Covid 19 salgınının devam eden etkileri, dördüncü yılına girmek üzere olan Ukrayna-Rusya savaşı, ayrıca İsrail’in Gazze’yi işgali ile başlayan insanlık dramı Ortadoğu ve Körfez coğrafyasında neden olduğu istikrarsızlar, dünya ekonomisi ve ülkelerde büyümeyi etkileyen olumsuzluklar olarak sıralamak mümkündür. Tüm bunlara ilaveten Şubat 2025’ten itibaren ikinci kez seçilen ABD Başkanı Trump’ın 184 ülkeyi kapsayan, dünya ticaretini ve üretimi kısıtlayan ilave GV uygulama kararları ekonomik durgunlaşmayı körükleyen ek unsur olmuştur. Çin ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar, son olarak ABD-İran’ın ortaya çıkan yüksek seviyede savaş söylemleri, önümüzdeki sürecin kolay olmayacağına dair işaretlerdir.
Tüm sıralanan bu olumsuzluklara rağmen 2025’te Türkiye’nin en büyük ticari partneri Avrupa’da ekonomik büyümenin arttığını söylemek mümkün. Nitekim yaşanan kısıtlama, yaptırımlar ve ticaret savaşlarına rağmen 2025’te avro bölgesinin GSYH’si 2025 yılında %1,5 oranında büyümüştür. 30 Ocak 2026 tarihinde açıklanan Eurostat verilerine göre son dönemde Fransa’daki ve uzun süredir durgunluk yaşanan Almanya’daki ekonomik durum mevcut ilan edilen ekonomik verilere göre toparlanma istidadı göstermektedir. AB’nin bu toparlanma sürecinden kendi iç dinamikleriyle olumlu gelişen ekonomimiz de olumlu yönde etkilenecektir. Avrupa’da ekonominin iyiye gidiyor olmasıyla güven ve istikrarın artması tüketimi artıracak, artan tüketim ise Türkiye’den Avrupa’ya daha fazla ihracat daha fazla üretim istihdam ve ilave döviz girdisi olarak değerlendirilebilecektir.
Komşumuz Bulgaristan’ın 1 Ocak 2026 itibariyle, Avro bölgesine dahil olmasını Avrupa ekonomisin zorluklara dayanıklılık göstergesi olarak değerlendirmek mümkündür.
Eurostat, tarafından yayımlanan söz konusu verilere göre, 2025 yılında avro bölgesinde büyüme %1,5 olarak gerçekleşmiş halbuki bir önceki yıl ortalama en yüksek büyüme oranı %0,9 olarak kayda geçmiştir. İspanya, İtalya ve hatta üç yıldır durağan ekonomi olarak görülen Almanya, dördüncü çeyrekte büyüme beklentilerini olumlu yönde aşmış, işsizlik oranı %6,2 ile avro bölgesi tarihinin en düşük işsizlik seviyesine gerilemiştir.
İlan edilen söz konusu büyüme verilerinin yanıltıcılığını önlemek için İrlanda’daki fevkalade büyüme oranı hariç tutulduğunda Avro bölgesi büyüme oranı 2025 için ortalama %1 düzeyine gerilemektedir. İrlanda, özellikle vergi alanında sağladığı kolaylıklar nedeniyle, bazı çok uluslu Amerikan şirketlerine ev sahipliği yapmış ve önemli ölçüde yabancı sermaye çekerek, kayda değer, pozitif bir büyüme sağlamıştır. Bu büyüklüğün tüm Avro bölgesi büyüme ortalamasını yükselttiğini de dikkate almak gerekir.
İrlanda’daki ekonomik büyümenin Avro bölgesi ortalamasını yükselttiğinden hareketle İrlanda hariç tutulduğunda dahi, Avro bölgesi büyümesi ABD Başkanı Donald Trump’ın, AB ürünlerine %15 seviyesinde (özellikle önemli olan ilaç ve havacılık gibi önemli muafiyetleri olan ihraç kalemlerini de kapsaması) ilave GV uygulaması ve oluşturduğu ticari ve jeopolitik gerilimlere rağmen, Avro bölgesi ticaret seviyelerini koruma yönünde önemli bir başarı göstermiştir.
Dünya ticaretinde karşılaşılan bu dalgalanmalar AB’de Güney Kuzey dengesini kısmen etkilemiş görünmektedir. Özellikle İspanya’nın liderliğindeki güney ülkeleri münhasıran Kuzey Afrika’yla geliştirdiği istikrarlı ticari ilişkiler sonucu, üretim ihracat ve buna bağlı olarak büyüme artmış, ekonomik istikrar sağlanmıştır. Avrupa’nın merkezinde yer alan özellikle Fransa ve Almanya’da ise, büyüme daha yavaş bir trendde gelişmiştir. Ancak 2025 son çeyreği AB merkez ve Kuzey ülkelerinde de kıpırdanma emaresi göstermiştir. Almanya dördüncü çeyrekte, yıl ortalamasını koruyarak %0,3 düzeyinde büyümüştür.
Esas olarak, AB’nin 2025 yılı başında oylanan ve on yıl içinde 700 milyar Avro’ ya ulaşması beklenen büyük AB Toparlanma Planı uygulaması geciktiği için AB büyümesine 2025’te beklenen katkıyı sağlayamamıştır. Program Mart 2025’te Alman Şansölye Friedrich Merz tarafından açıklanmasına rağmen, resmi olarak ancak Eylül ayında kabul süreci tamamlanmış yasa çok geç ve yavaş uygulamaya alınmıştır. Uygulama kriterlerindeki farklı yaklaşımlar nedeniyle, söz konusu 700 Milyar Avroluk Toparlanma Planı’nın 2026’da da beklenen etkiyi oluşturmayabileceği tartışma konusu edilmektedir.
AB ekonomisinin ikinci itici gücü konumundaki Fransa’da ise büyüme, 2025 ortalaması olan %0,9 oranının aksine %0,2 ila daha vasat düzeyde gerçekleşmiştir. Bu büyüme oranı dahi Fransız halkında ülke ekonomisinin istikrarına yönelik bir ümit oluşturmuştur. İtalya’da ise büyüme Fransa’ya oranla daha belirgin ve yüksek seviyede gerçekleşmiştir. Dördüncü çeyrekteki büyüme %0,3’e ulaşarak 2025’in yıl ortalaması %0,7 düzeyine ulaşmıştır.
Güney Ülkelerinden İspanya’da durum oldukça farklıdır, 2025 büyüme ortalaması %2,8 olarak gerçekleşmiştir. Halbuki on yıl önce İspanya’da işsizlik %20 düzeyinde iken, bu oran mevcut durumda %10’un altına düşmüştür. Özellikle Latin Amerika’dan gelen güçlü göç, İspanya ekonomisine ilave katma değer sağlamış, ülkede iş gücü kullanımına ve toplam üretime önemli katkı sağlamıştır. Geçmişte Avro uygulamasından en menfi etkilenen Portekiz de büyüme 2025’te %1,9, olarak AB ortalamasının üzerinde gerçekleşmiştir. Komşumuz Yunanistan’da ise ekonomik durum 2009’da başlayan kriz öncesi ekonomik durumun çok daha gerisinde olduğu bilinmekle birlikte, Yunanistan İstatistik kurumu 2025 son dönemine ilişkin verilerini henüz ilan etmemiştir.
AB’de imalat sektörü içerisine girdiği resesyondan henüz tam anlamı ile kurtarma imkanı bulamamıştır. Özellikle sürekli değişkenlik gösteren GV oranları, ABD’nin kendi ihracatını artırma amacı doları baskı altında tutarak Avro değerini yükseltici yaklaşımlarda bulunması, Ukrayna Rusya savaşının sonucu olarak enerji fiyatlarındaki yükseliş AB’de durgunluğun belirli bir süre devam edeceğine işaret etmektedir. Ancak, tüm bu olumsuzluklara rağmen AB ekonomisinin en azından istikrarı koruyarak büyüme oranını belirli bir seviyede tutmayı başardığını ifade etmek mümkündür.
Dış Ticaretimizde AB hala en büyük ticari partnerimiz olma özelliğini korumaktadır. 2025 yılı dış ticaret verilerimize baktığımızda bu durumu daha net görebiliriz. 2025 yılı AB’ye ihracatımız %7,8 artış ile 116,9 milyar USD, ithalatımız ise %4,8 artış ile 115,7 milyar USD olarak gerçekleşmiştir. AB’nin ihracatımızdaki payı %42,8 ile en büyük ihraç pazarımız olma özelliğini korur iken ithalatımızdan aldığı pay ise %31,7 seviyesindedir. Yani AB ile olan dış ticaretimiz ülkemiz lehine büyümektedir. 2025 yılı III. çeyrek büyüme ortalamamızda AB üyesi ülkelere göre oldukça büyük olup %3,7 olarak gelişmiş, kişi başı milli gelirimiz aynı dönemde 17.886 USD seviyesine yükselmiştir. Tüm bu veriler ekonomik istikrarımızın AB ortalamasının üzerinde olduğunu göstermektedir.
Söz konusu veriler, AB’nin hala en önemli ticari partnerimiz ve en büyük pazarımız olduğu gerçeğini korurken, ihracatımızın artırılması için de en büyük gayretin yine AB üyesi ülkelere yönelik olması gerektiğine işaret etmektedir. Mutlaka yeni Pazar araştırması ve ihracatı artırma, yeni Pazar edinilmesi yönünde farklı bölgelerde yapılması gereken birçok çalışmanın devam ettirilmesi bir zorunluluk olmakla beraber, ihracatçılarımızın AB’nin asla ihmal edilmemesi gereken önemli ve en büyük pazarımız olduğu hususunu çok iyi değerlendirmeleri gerekir.
Bu itibarla her ne kadar AB’yle olan 1/95 sayılı GB anlaşmamızın güncellenmesi gereken birçok yönü bulunsa da, yeni STA’larla (Hindistan v) genişleyen AB pazarı ve STA ülkeleri ihracatımızın artırılması açısından cazibesini önemle korumaktadır.
Ankara, 02.Şubat.2026
Ömer Faruk DOĞAN