Ekonomide güven, yalnızca rakamlardan ibaret bir gösterge değildir. İşletmelerin bugün karşılaştıkları koşulları nasıl değerlendirdiklerini, yarın için ne kadar umut taşıdıklarını ve yatırım, istihdam ya da üretim kararlarını hangi beklentilerle şekillendirdiklerini gösteren önemli bir ekonomik pusuladır. Ekim 2026 dönemine ilişkin hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endeksleri de Türkiye ekonomisinin farklı sektörlerinde birbirinden ayrışan bir görünüm ortaya koyuyor. Hizmet sektöründe güven gerilerken perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde sınırlı artış yaşanması, ekonomide iyimserliğin henüz genele yayılan güçlü bir eğilime dönüşmediğini gösteriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet sektörü güven endeksi ekim ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 2,4 azalarak 109,2 seviyesine geriledi. Perakende ticaret güven endeksi yüzde 1,1 artışla 112,5’e, inşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 0,4 yükselişle 83,3’e çıktı. İlk bakışta perakende ticaretteki yükseliş olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak bu rakamların arka planına bakıldığında, sektörlerin karşı karşıya olduğu koşulların dikkatle analiz edilmesi gerekiyor.
Hizmet sektöründeki gerileme özellikle üzerinde durulması gereken bir gelişme. Son üç aylık dönemde iş durumunu gösteren endeks yüzde 3,1 düşerek 106,8’e, hizmetlere yönelik talep endeksi ise yüzde 3,5 gerileyerek 105,8’e indi. Gelecek üç aylık döneme ilişkin talep beklentisi de yüzde 0,7 azalarak 115 seviyesine düştü. Bu tablo, hizmet işletmelerinin yalnızca mevcut faaliyetlerinde değil, gelecekteki talebin seyrinde de daha temkinli bir değerlendirmeye yöneldiğini gösteriyor.
Hizmet sektörü, Türkiye ekonomisinde istihdamın ve günlük ekonomik hareketliliğin önemli bir bölümünü taşıyor. Ulaştırmadan konaklamaya, yeme içme hizmetlerinden çeşitli mesleki faaliyetlere kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bu nedenle sektördeki güven kaybını yalnızca işletmelerin beklentilerindeki bir değişim olarak görmek doğru olmaz. Talebin zayıflaması, işletmelerin gelirlerini, çalışanların istihdam olanaklarını ve yeni yatırımların zamanlamasını da etkileyebilir. Enflasyonla mücadele sürecinde tüketicilerin harcamalarını daha dikkatli planlaması, hizmet talebinin gelişimini belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Perakende ticaret sektöründe ise daha olumlu bir görünüm var. Güven endeksi ekim ayında 112,5’e yükselirken son üç aylık dönemde iş hacmi ve satışları gösteren endeks yüzde 6,2 artışla 121,5’e ulaştı. Bu artış, perakendecilerin yakın dönemde satış faaliyetlerini daha olumlu değerlendirdiğine işaret ediyor. Mevcut mal stok seviyesini gösteren endeksin 91,4’ten 92,5’e yükselmesi de stok göstergesinde artış yaşandığını ortaya koyuyor. Burada önemli bir ayrıntı var: Bu endeksteki yükseliş, stokların azaldığı anlamına geliyor.
Bununla birlikte perakende sektörünün geleceğe ilişkin beklentilerinde aynı ölçüde güçlü bir iyimserlik bulunmuyor. Gelecek üç aylık dönemde iş hacmi ve satış beklentisi endeksi yüzde 3,4 gerileyerek 123,6’ya indi. Dolayısıyla mevcut satışlara ilişkin olumlu değerlendirmeler sürerken gelecekteki satışların hızına yönelik beklentilerde bir miktar zayıflama görülüyor. Başka bir ifadeyle, bugünkü hareketlilik yarına ilişkin aynı ölçüde güçlü bir güven oluşturmuyor.
İnşaat sektöründe güven endeksinin 83,0’tan 83,3’e yükselmesi ise sınırlı bir iyileşmeye işaret ediyor. Ancak endeksin 100 eşik değerinin oldukça altında bulunması, sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin değerlendirmelerinde kötümserliğin sürdüğünü gösteriyor. Alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyini gösteren endeks 80,7’ye, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi ise 85,9’a yükseldi. Her iki göstergedeki artış olumlu olsa da seviyeler, sektörün henüz güçlü bir toparlanma aşamasına geçmediğini ortaya koyuyor.
İnşaatın ekonomik açıdan önemi, yalnızca konut üretimiyle sınırlı değil. Çimento, demir-çelik, cam, seramik, mobilya ve ulaştırma gibi birçok alanla doğrudan bağlantısı bulunuyor. Bu nedenle sektördeki güvenin düşük kalması, ekonomik faaliyetlerin diğer kollarına da yansıyabilir. Finansman maliyetleri, konut talebi, satın alma gücü ve yeni projelere ilişkin beklentiler inşaat sektörünün geleceğini belirleyecek temel unsurlar arasında bulunuyor.
Sonuç olarak ekim ayı güven endeksleri, Türkiye ekonomisinde sektörler arasında farklılaşan bir beklenti yapısına işaret ediyor. Perakende ticarette mevcut satışların olumlu seyri dikkat çekerken hizmet sektöründeki gerileme ve inşaat sektöründe güvenin 100’ün altında kalması, temkinli yaklaşımın sürdüğünü gösteriyor. Üstelik güven endekslerinin 100’ün üzerinde olması tek başına güçlü bir ekonomik büyümenin kanıtı sayılamayacağı gibi, 100’ün altında bulunması da faaliyetlerin kesin olarak daraldığı anlamına gelmiyor. Bu göstergeler, işletmelerin algılarını ve beklentilerini ölçüyor.
Ekonomide kalıcı iyileşme için yalnızca güven rakamlarının yükselmesi yeterli değildir. Enflasyonun gerilemesi, finansman koşullarının öngörülebilir hale gelmesi, hane halkının satın alma gücünün korunması ve işletmelerin geleceğe daha rahat bakabilmesi gerekiyor. Çünkü güven, ekonomik toparlanmanın hem sonucu hem de önemli bir başlangıç noktasıdır. Rakamların gerçek bir iyileşmeye dönüşmesi ise beklentilerin üretim, yatırım, istihdam ve tüketim kararlarına yansımasıyla mümkün olacaktır.
Kaynak: TÜİK
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar