Avrupa Birliği, son yıllarda dijital dönüşümün hızlanmasıyla birlikte, bireylerin dijital ortamda maruz kaldığı fırsat ve riskleri yeniden tanımlayan kapsamlı bir normatif çerçeve kurma kararlılığını sık sık vurguluyor. Bu çerçevenin en görünür ve ilkesel belgelerinden biri ise 2022’de kabul edilen “AB Dijital Haklar ve İlkeler Beyannamesi”. Pek çok uzman tarafından “dijital yüzyılın toplumsal sözleşmesi” olarak tanımlanan bu beyanname, yalnızca Avrupa vatandaşlarının değil, küresel dijital düzenin de yönünü etkileyecek güçte bir altyapı sunuyor. Yaklaşık 2,5 sayfalık bu değerlendirme, Beyannamenin neyi hedeflediğini, hangi temel ilkeleri içerdiğini ve neden geleceğin siyaseti, ekonomisi ve toplumsal yapısı için kritik önemde olduğunu ele alıyor.
Dijital Çağda İnsan Merkezli Bir Perspektif
AB Beyannamesi’nin en temel iddiası, teknolojinin insan hayatına hizmet eden bir araç olması gerektiği. Dijital ekosistemde hızla gelişen yapay zekâ, büyük veri analitiği ve platform ekonomisi, verimlilik artışı gibi olumlu çıktılar üretirken, aynı zamanda mahremiyet kaybı, bilgi manipülasyonu, algoritmik ayrımcılık ve dijital eşitsizlik gibi riskleri de büyütüyor. AB, tam da bu nedenle “insan onurunu ve temel hakları merkeze alan bir dijital dönüşüm” vurgusunu belgenin çekirdeğine yerleştiriyor.
Bu yaklaşım aslında AB’nin uzun süredir sürdürdüğü normatif gücü— “yumuşak ama yön verici düzenleyici etkiyi” —teknolojik alana genişleten bir hamle. Nitekim GDPR ile veri koruma standartlarını küresel bir norm haline getiren AB, bu kez dijital haklar çerçevesini de evrensel bir referans noktası yapmak istiyor.
Eşitlik, Erişim ve Kapsayıcılık: Dijital Bölünmeye Karşı Bir Manifesto
Beyannamenin ikinci ayaklarından biri dijital eşitsizlikleri azaltma taahhüdü. Dijital dönüşüm, refah yaratma potansiyeli taşırken, aynı zamanda yeni bir toplumsal eşitsizlik katmanı üretiyor: dijital uçurum. Bu uçurum yalnızca teknolojiye erişim farklarından değil, dijital okuryazarlık, beceri edinimi, güvenlik farkındalığı ve ekonomik kapasitedeki asimetrilerden kaynaklanıyor.
AB’nin Beyannamesi, herkes için yüksek hızlı internet erişimini, güvenli iletişim altyapılarını ve temel dijital hizmetlerden yararlanmayı bir “hak” düzeyine taşıyor. Bu yönüyle belge, teknolojiyi yalnızca bir altyapı meselesi olmaktan çıkarıp, sosyal adalet ile kalkınma politikalarının bütünleyici parçası haline getiriyor.
Ayrıca, kırsal bölgeler, düşük gelirli gruplar ve dezavantajlı kesimler için özel stratejiler belirlenmesi gerektiğini vurgulaması, AB’nin dijitalleşmeyi toplumsal bütünleşmenin temel araçlarından biri olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Dijital Tüketicinin Güçlendirilmesi ve Şeffaf Platform Ekonomisi
AB Beyannamesi, dijital platformların gücü karşısında bireyin korunmasını hedefliyor. Özellikle büyük teknoloji şirketlerinin ekonomik ve siyasi etkisinin arttığı bir dönemde, kullanıcıların haklarını güçlendirmek AB’nin stratejik önceliği haline gelmiş durumda.
Beyannamede öne çıkan noktalar:
Kullanıcıların açık ve anlaşılır bilgiye erişim hakkı
Platformların şeffaf içerik politikaları yürütme zorunluluğu
Algoritmaların karar süreçlerinde ayrımcı sonuçlar doğurmamasını sağlama yükümlülüğü
Dijital hizmetlerde güvenliğin, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, üst düzeyde korunması
Bu maddeler, AB’nin rekabet politikası ve dijital pazar düzenlemeleriyle uyumlu bir çizgi izliyor. Büyük platformların piyasa gücünü düzenleyen Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve içerik yönetimini sorumluluk çerçevesine oturtan Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile Beyanname, bir bütünün parçaları gibi çalışıyor.
Yapay Zekâ ile Gelen Yeni Dönem: Etik, Güvenlik ve Sorumluluk
Dijital Haklar ve İlkeler Beyannamesi, yapay zekânın yükselişini dikkate alan etik bir referans oluşturuyor. İnsan müdahalesinin tamamen devre dışı kaldığı, kararlarını öngörülemez algoritmalara bırakan bir dijital düzen yerine, hesap verebilir, izlenebilir ve insan kontrolünde çalışan bir yapay zekâ ekosistemi talep ediyor.
Bu ilkesel çerçeve, AB’nin daha sonra kabul ettiği Yapay Zekâ Yasası (AI Act) ile somut hukuki bir temele kavuştu. Beyanname, vatandaşların:
Yapay zekâ temelli hizmetlerde risklere karşı korunmasını,
Önyargısız algoritmaların kullanılmasını,
Otonom sistemlerin şeffaf olmasını,
İnsan denetiminin zorunlu olmasını
Savunarak, teknoloji geliştirme sürecinde etik ilkelerin normatif referans haline gelmesini hedefliyor.
Mahremiyet, Veri Egemenliği ve Dijital Demokrasi
AB’nin dijital dönüşüm vizyonunun temel eksenlerinden biri veri egemenliği kavramı. Beyanname, kişisel verilerin bireylerin mülkiyetinde olduğunu ve AB vatandaşlarının verileri üzerinde tam kontrol sahibi olması gerektiğini açık şekilde dile getiriyor.
Bu yaklaşımın üç önemli boyutu bulunuyor:
Kişisel verilerin korunması: GDPR’ın ruhu burada da baskın.
Demokratik süreçlerin dijital manipülasyona karşı korunması: Dezenformasyon çağında seçim güvenliğinin önemi vurgulanıyor.
Kamusal verilerin toplum yararına kullanılması: Veri paylaşımının şeffaf, etik ve kamu politikalarını destekleyici olması amaçlanıyor.
Dijital demokrasinin korunmasına yönelik vurgu, son yıllarda sosyal medyanın etkisiyle değişen siyasal davranışlar ve kamuoyunun manipülasyon riskleri göz önüne alındığında, özellikle dikkat çekici.
Sürdürülebilir ve Çevreye Duyarlı Dijital Dönüşüm
Beyannamenin diğer bir boyutu, dijitalleşmenin çevresel etkilerine yönelik duyarlılık. Veri merkezlerinin artan enerji tüketimi, ürünlerin hızla eskimesi ve elektronik atıkların büyümesi gibi sorunlar, sürdürülebilir dijitalleşmenin zorluklarını gösteriyor.
AB bu noktada:
Enerji verimli dijital altyapıların kurulmasını,
Cihazların daha uzun ömürlü olmasını,
Döngüsel ekonomi uygulamalarının dijital sektörlerde yaygınlaştırılmasını
Temel hedefler arasında sayıyor. Böylece dijital dönüşümün yalnızca insana değil, gezegene de duyarlı olması gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç: Dijital Hakların Yeni Siyaseti
AB Dijital Haklar ve İlkeler Beyannamesi, dijital çağın hızla değişen dinamikleri karşısında toplumu yeniden konumlandırma çabası olarak okunabilir. Bu belge sadece teknik standartları değil, insanın teknoloji karşısındaki konumunu esas alan, siyasi, ekonomik ve kültürel bir vizyon sunuyor.
Dijitalleşmenin yarattığı fırsatlar kadar riskler de giderek belirginleşirken, AB’nin ortaya koyduğu bu ilkeler bütünü, uluslararası alanda benzer politikaların gelişmesine öncülük edebilir. Öyle ki, dijital hakların artık klasik insan hakları çerçevesinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir döneme giriliyor.
AB’nin vizyonu, dijital dönüşümü yönetilebilir, adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir kılmayı amaçlayan insan odaklı bir düzenin inşasına işaret ediyor. Bu da geleceğin toplumlarında dijital politikanın, en az ekonomik politika ya da sosyal politika kadar belirleyici bir alana dönüşeceğini gösteriyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar