Gıda zincirinin küresel bir yapıya dönüşmesi, son 40 yılda dünya ekonomisinin geçirdiği dönüşümlerin en belirgin sonuçlarından biri. Artık sofralarımızdaki kahvenin çekirdekleri Güney Amerika’dan geliyor, pirincimiz Uzak Doğu’dan, yem bitkileri Amerika’dan, meyveler Afrika’dan, balıklar başka okyanuslardan… Gıdanın dünya üzerinde dolaştığı bu dev ağ, insanlığın birbirine ne kadar bağlı hâle geldiğinin en somut göstergesi. Ancak bu bağlılık, aynı zamanda sistematik bir kırılganlığı da içinde barındırıyor.
Küresel ağların arkasındaki itici güçler: Verimlilik mi, bağımlılık mı?
Gıda ticaretinin büyümesi, temelde iki güçlü motivasyona dayanıyor: maliyet avantajı ve uzmanlaşma. Tarımsal verimliliğin iklim ve coğrafya ile sıkı ilişkisinden dolayı dünya ülkeleri belli ürünlerde uzmanlaşıyor; bu da küresel ticareti teşvik ediyor. Örneğin muz üretimi Orta Amerika’da; kakao Batı Afrika’da, soya ve mısır ABD ve Brezilya’da yoğunlaşıyor. Bu dağılım, küresel gıda arzını daha çeşitli ve uygun maliyetli hâle getiriyor.
Ancak ekonominin “verimlilik maksimizasyonu” mantığı, gizli bir bağımlılık ilişkisi de yaratıyor. Bir ülkenin temel gıda zinciri başka bir coğrafyaya bağlandığında hem politik hem iklimsel şoklara daha açık hâle geliyor. 2022’de Karadeniz’de yaşanan gerilim nedeniyle tahıl koridorunun kapanması, küresel buğday fiyatlarının anında sıçramasına neden olmuştu. Bu durum, gıdanın artık sadece ekonomik değil, stratejik bir araç olduğunu bir kez daha gösterdi.
Dev şirketlerin görünmez gücü: Küresel gıdanın kimyasını kim belirliyor?
Küreselleşen gıda zincirinin çok konuşulmayan bir yönü ise şirketlerin artan hâkimiyeti. Tarım ilacı, tohum, gübre, lojistik, depolama ve perakende zincirleri birkaç dev şirketin kontrolünde. Bu şirketler, yalnızca üretim süreçlerini değil, çiftçilere sunulan teknolojileri, fiyat oluşumunu ve hatta tüketici tercihlerinin yönünü bile etkileyebiliyor.
Örneğin soya ve mısır gibi küresel yem bitkilerinde, tohumdan gübreye kadar üretim girdilerinin büyük kısmı çok uluslu şirketlerin elinde. Bu durum, küçük ölçekli çiftçileri sistem dışına itiyor ve ülkeler arasındaki güç dengesizliğini derinleştiriyor. Gıda güvenliğinin şirketlerin ticari stratejilerine bu kadar bağlı hâle gelmesi, ekonomik olduğu kadar siyasi bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Tüketici konforunun görünmeyen bedeli: Karbon ayak izi, su stresi ve biyolojik riskler
Küresel gıda zinciri, raflara çeşitlilik sunarken gezegen üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Bir avokadonun soframıza gelmesi için tüketilen binlerce litre su, bir mango için atılan on binlerce kilometrelik yol ve bir pirinç paketinin arkasındaki enerji tüketimi düşünüldüğünde, karbon ayak izi hızla büyüyor.
Ayrıca küresel tedarik zincirinin hızlanması, hastalık ve zararlıların yayılma riskini de artırıyor. Asya’dan gelen bir böceğin Avrupa’daki tarımı tehdit etmesi, ya da başka kıtadan gelen bir bitki hastalığının yerel üretimi çökertmesi artık olağan senaryolar. Küresel hareketlilik, biyolojik risklerin sınır tanımadan yayılmasına neden oluyor.
Dijitalleşme zinciri hızlandırdı, fakat kırılganlığı da artırdı
Bugünün küresel gıdası aynı zamanda dijital bir sistemle yönetiliyor. Yapay zekâ destekli talep tahmini, blockchain ile izlenebilirlik, otonom depolar ve yüksek kapasiteli soğuk zincirler, gıda akışını daha hızlı ve görünür hâle getirdi. Ancak tüm bu sistemin altyapısına yapılan bir siber saldırının, bir ülkenin gıda tedarikini felce uğratabileceği de artık bilinen bir gerçek.
Bu nedenle küresel gıda zincirinin geleceği yalnızca tarımsal üretime değil, dijital güvenliğe de bağlı.
Yerelleşme yeniden gündemde: Çözüm küresel ile yerelin dengelenmesi
Son yıllarda ülkeler, küresel bağımlılığın risklerini azaltmak için “hibrit bir gıda stratejisine” yöneliyor. Ne tamamen küresel bir zincire bağımlı bir model ne de tamamen yerel üretime dayalı kapalı bir ekonomi sürdürülebilir görülüyor. Bu noktada öne çıkan başlıklar şöyle:
Stratejik gıda stokları oluşturmak
Bazı temel ürünlerde yerel üretimi desteklemek
İklim dirençli tarımsal teknolojilere yatırım yapmak
Tedarik zincirini coğrafi olarak çeşitlendirmek
Bölgesel tarım iş birliklerini güçlendirmek
Bu adımlar, küresel sistemin sağladığı avantajları korurken riskleri azaltmayı hedefliyor.
Sonuç: Küresel gıda zinciri artık insanlığın ortak kaderi
Gıda zincirinin küreselleşmesi ne romantize edilebilecek bir başarı hikâyesi ne de bütünüyle eleştirilebilecek bir süreç. Bu yapı hem büyük fırsatlar sunuyor hem de ciddi kırılganlıklar doğuruyor. Asıl mesele, bu dev sistemi nasıl daha dirençli, daha adil ve daha sürdürülebilir bir forma dönüştüreceğimiz.
Bugün tükettiğimiz her ürün, aslında küresel bir ağın son halkası. Bu nedenle gıda tercihlerimiz, yalnızca kişisel değil; çevresel, ekonomik ve siyasi etkileri olan kolektif bir karar niteliği taşıyor. Gıdanın küresel yolculuğu devam edecek; ancak bu yolculuğun gezegeni yormayan, toplumları kırılganlaştırmayan ve üreticiyi güçlendiren bir yapıya evrilmesi, gelecek nesiller açısından hayati öneme sahip.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar