Bir zamanlar dünya ekonomisinde çok konuşulan bir söz vardı: “Sınırlar kalkıyor, ticaret büyüyor.” Uzun yıllar boyunca ülkeler arasında malların daha rahat dolaşması, vergilerin azaltılması ve küresel ticaretin genişlemesi ekonomik büyümenin ana motorlarından biri olarak görüldü. Fakat son yıllarda dünya farklı bir yöne doğru ilerliyor. Ülkeler artık sadece daha fazla ticaret yapmayı değil, aynı zamanda kendi ekonomilerini korumayı da öncelik haline getiriyor. İşte buna “korumacılık eğilimleri” deniliyor.

Korumacılık aslında yeni bir kavram değil. Tarih boyunca ülkeler kendi üreticilerini korumak için çeşitli yöntemlere başvurdu. Ancak günümüzde yaşanan gelişmeler nedeniyle bu eğilim yeniden güç kazandı. Küresel salgınlar, savaşlar, enerji krizleri, tedarik sorunları ve ekonomik belirsizlikler ülkeleri daha temkinli davranmaya yöneltti.

Sokaktaki vatandaş için bunu basit bir örnekle açıklayalım. Mahallenizde herkes birbirinden alışveriş yaparken bir gün bazı dükkânlar “Ben artık dışarıdan mal almak istemiyorum, kendi ürünümü satacağım” demeye başlıyor. İlk başta bu karar güvenli gibi görünebilir. Ancak zamanla ürün çeşitliliği azalabilir, fiyatlar yükselebilir ve ticaretin akışı yavaşlayabilir. Dünya ekonomisinde de benzer bir durum yaşanıyor.

Bugün birçok ülke ithal ürünlere ek vergiler koyuyor, yerli üreticiye daha fazla destek sağlıyor veya stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Özellikle teknoloji, enerji, tarım ve savunma alanlarında bu durum daha belirgin hale geliyor.

Peki ülkeler neden böyle davranıyor?

Birinci neden güvenlik kaygılarıdır. Son yıllarda yaşanan olaylar, tek bir ülkeye ya da tek bir bölgeye bağımlı olmanın risklerini gösterdi. Salgın döneminde birçok ülke tıbbi malzeme bulmakta zorlandı. Bazı fabrikalar üretimi durdurdu. Limanlarda yükler bekledi. İnsanlar market raflarında boşluklar gördü. Bu süreç ülkelerin aklında önemli bir soru oluşturdu:

“Eğer ihtiyaç duyduğumuz ürünler başka ülkelerden gelmezse ne olacak?”

Bu soru birçok ülkeyi yerli üretimi artırmaya yöneltti.

İkinci neden ekonomik rekabet. Dünya artık sadece ürün satma yarışı içinde değil. Aynı zamanda teknoloji, yapay zekâ, yarı iletken üretimi ve enerji alanlarında büyük bir mücadele yaşanıyor. Her ülke geleceğin güçlü ekonomileri arasında yer almak istiyor. Bunun için de kendi şirketlerini korumaya çalışıyor.

Üçüncü neden ise istihdam konusu. Fabrikaların başka ülkelere taşınması bazı bölgelerde işsizliği artırabiliyor. İnsanlar kendi ülkelerinde iş imkânlarının azalmasını istemiyor. Bu nedenle hükümetler zaman zaman yerli üreticiyi destekleyen adımlar atıyor.

Ancak korumacılığın yalnızca olumlu tarafları yok.

İlk bakışta yerli üreticinin korunması mantıklı görünse de uzun vadede bazı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Örneğin ithal ürünlere yüksek vergiler uygulanırsa dışarıdan gelen malların fiyatı yükseliyor. Bu durumda tüketici daha pahalı ürün almak zorunda kalabiliyor.

Bir başka sorun da rekabetin azalmasıdır. Rekabet bazen zorlayıcı olabilir ancak kaliteyi yükselten önemli bir unsurdur. Eğer şirketler dış rakiplerle karşılaşmazsa yenilik yapma isteği azalabilir. Bu da teknoloji gelişimini yavaşlatabilir.

Küresel ekonominin en önemli özelliklerinden biri karşılıklı bağımlılıktır. Günümüzde kullandığımız bir cep telefonunun parçaları farklı ülkelerde üretilebiliyor. Bir otomobilin motoru başka bir ülkeden gelirken elektronik sistemi başka bir yerde üretilebiliyor. Bir ekmek üretiminde bile kullanılan enerji, gübre ve makineler farklı ülkelerden gelebiliyor.

Yani dünya ekonomisi büyük bir zincire benziyor. Zincirin bir halkası zayıfladığında diğer halkalar da etkileniyor.

Uzmanlar gelecekte tamamen kapalı ekonomilerin ortaya çıkmasını beklemiyor. Çünkü hiçbir ülke her şeyi tek başına üretemez. Ancak ülkelerin artık daha kontrollü bir küreselleşme dönemine girdiği düşünülüyor. Eskiden temel hedef “en ucuz üretim” iken bugün buna ek olarak “en güvenli üretim” anlayışı da önem kazanıyor.

Önümüzdeki yıllarda dünya ticaretinin yeni bir denge arayışı içinde olması bekleniyor. Bir yanda ülkeler kendi ekonomilerini korumak isteyecek, diğer yanda uluslararası ticaretin sağladığı avantajlardan vazgeçmek istemeyecek.

Sokaktaki vatandaş açısından bakıldığında bu gelişmeler market fiyatlarından teknoloji ürünlerine, enerji maliyetlerinden iş imkânlarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Çünkü küresel ticaret artık yalnızca devletlerin veya büyük şirketlerin konusu değil. Dünya ekonomisindeki her değişim, günün sonunda vatandaşın mutfağına, cebine ve günlük yaşamına kadar uzanıyor.

Kısacası dünya tamamen kapılarını kapatmıyor; ancak kapının önüne yeni güvenlik kilitleri ekliyor. Önümüzdeki dönemde asıl soru şu olacak: Ülkeler kendilerini korurken, dünya ekonomisinin ortak büyümesini nasıl sürdürecek? Bu sorunun cevabı yalnızca ekonominin değil, geleceğin de yönünü belirleyecek.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar