Bir ülkenin kalkındığını nasıl anlarız? Yüksek binalar yapıldığında mı? Fabrika sayısı arttığında mı? Kişi başına düşen gelir yükseldiğinde mi? Yoksa insanların daha huzurlu, daha eğitimli, daha sağlıklı ve geleceğe daha güvenle baktığı bir toplum oluştuğunda mı?

İşte asıl soru burada başlıyor: Kalkınma dediğimiz şey tam olarak nedir?

Bugün birçok toplumun yaşadığı önemli sorunlardan biri, kalkınmanın anlamı konusunda ortak bir anlayışa sahip olmamaktır. Çünkü herkesin aklındaki kalkınma resmi farklıdır. Bir kesim için kalkınma sadece ekonomik büyümedir. Başkaları için teknoloji üretmektir. Bazıları için güçlü şehirler kurmaktır. Kimileri için ise adalet, eğitim ve yaşam kalitesidir.

Ortak bir tanım olmayınca da herkes farklı bir yöne doğru çekmeye başlar. Sonuçta ortaya hızlı koşan ama nereye gittiğini tam bilmeyen bir toplum çıkar.

Bir gemiyi düşünelim. Gemide yüzlerce insan var. Kimi doğuya gitmek istiyor, kimi batıya. Kimisi hızlanalım diyor, kimisi yavaşlayalım. Kimisi yük taşıyalım diyor, kimisi yolcu alalım. Eğer önce “Biz nereye gidiyoruz?” sorusuna cevap verilmezse, dünyanın en güçlü motoruna sahip olmak bile gemiyi kurtaramaz.

Toplumlar için de durum farklı değildir.

Yıllardır kalkınma denildiğinde çoğu zaman rakamlar konuşuluyor. Büyüme oranları, ihracat rakamları, yatırım miktarları, üretim hacimleri… Bunların hepsi önemlidir. Çünkü güçlü bir ekonomi olmadan güçlü bir toplum oluşturmak kolay değildir.

Ama yalnızca rakamlara bakmak da yeterli değildir.

Bir ülkede ekonomi büyüyebilir ama insanlar kendilerini mutsuz hissedebilir. Büyük yollar yapılabilir ama gençler geleceğe umutla bakmayabilir. Teknoloji gelişebilir ama gelir dağılımı bozuk olabilir. Fabrikalar çoğalabilir ama çevre zarar görebilir.

Bu durumda insanlar şu soruyu sormaya başlar:

“Tamam, ülke gelişiyor deniliyor ama benim hayatım neden değişmiyor?”

İşte burada kalkınmanın gerçek anlamı yeniden düşünülmek zorundadır.

Kalkınma aslında sadece para kazanmak değildir. Kalkınma, insanların hayatını iyileştirme sürecidir.

Bir çocuğun kaliteli eğitim alabilmesi kalkınmadır.

Bir gencin iş bulabilmesi kalkınmadır.

Bir annenin sağlık hizmetine kolay ulaşabilmesi kalkınmadır.

Bir çiftçinin emeğinin karşılığını alabilmesi kalkınmadır.

Bir işçinin geleceğinden korkmadan yaşayabilmesi kalkınmadır.

Bir emeklinin ay sonunu rahat getirebilmesi kalkınmadır.

Yani kalkınma, yalnızca ülkenin büyümesi değil; vatandaşın da güçlenmesidir.

Toplumsal mutabakatın önemi tam burada ortaya çıkıyor.

Bir toplumun büyük hedeflere ulaşabilmesi için önce ortak hedefler belirlemesi gerekir. Çünkü aynı hayali paylaşmayan insanlar aynı mücadeleyi de veremez.

Bir mahalleyi düşünelim. Mahalle sakinleri park yapılmasını istiyor ama biri futbol sahası, biri otopark, biri alışveriş merkezi, diğeri çocuk bahçesi istiyor. Eğer ortak bir noktada buluşulmazsa yıllarca tartışma yaşanabilir ve sonunda hiçbir şey yapılamayabilir.

Ülkeler de buna benzer.

Eğer toplum olarak “Nasıl bir ülke olmak istiyoruz?” sorusuna ortak cevap veremezsek, yapılan her iş eksik kalabilir.

Bu nedenle kalkınma meselesi yalnızca ekonomistlerin, siyasetçilerin veya uzmanların konuşacağı bir konu değildir.

Bu mesele hepimizin meselesidir.

Çünkü kalkınmanın sonucu herkesin hayatına dokunur.

Esnafın işine dokunur.

Çiftçinin tarlasına dokunur.

Öğrencinin okuluna dokunur.

Sanayicinin yatırımına dokunur.

Ev hanımının mutfağına dokunur.

İşçinin maaşına dokunur.

Bu yüzden toplumun her kesiminin sürece dahil olması gerekir.

İnsanlar sadece seçim dönemlerinde değil, ülkenin geleceği konusunda da söz sahibi olmalıdır.

Çünkü insanların görüşlerinin dinlendiği toplumlarda ortak hedefler daha güçlü oluşur.

Bir başka önemli konu da kalkınmanın kısa vadeli değil, uzun vadeli düşünülmesidir.

Bazen insanlar hızlı sonuç görmek ister. Hemen zenginleşmek, hemen büyümek, hemen ilerlemek isteriz. Ancak gerçek kalkınma biraz ağaç yetiştirmeye benzer.

Bugün dikilen bir fidan yarın gölge vermez.

Toprağı hazırlanır.

Sulaması yapılır.

Korunur.

Beklenir.

Sabır gösterilir.

Yıllar sonra güçlü bir ağaca dönüşür.

Kalkınma da böyledir.

Eğitime yapılan yatırımın sonucu yıllar sonra alınır.

Bilime yapılan yatırımın meyvesi zaman içinde ortaya çıkar.

Kurumların güçlenmesi sabır ister.

Toplumsal güven bir günde oluşmaz.

Ama bunlar gerçekleştiğinde ortaya kalıcı bir güç çıkar.

Bugün dünyada güçlü kabul edilen ülkelerin çoğu yalnızca ekonomik büyüme sayesinde değil, ortak hedefler oluşturabildikleri için başarılı olmuştur.

Çünkü insanlar aynı yöne bakınca enerjilerini birbirine karşı değil, birlikte ilerlemek için kullanırlar.

Belki de bugün kendimize yeniden şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Kalkınma dediğimiz şey tam olarak nedir?”

Eğer bu soruya toplum olarak ortak bir cevap verebilirsek, sadece ekonomiyi değil geleceği de birlikte inşa etmiş oluruz.

Çünkü gerçek kalkınma yalnızca yollar, köprüler ve binalar yapmak değildir.

Gerçek kalkınma, insanların ortak bir gelecek hayali kurabildiği bir toplum oluşturmaktı

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar