Avrupa’da akaryakıt fiyatlarında yeni bir rekor dönemi yaşanıyor. Fransa’da motorinin litre fiyatı 2,40 avronun üzerine çıkarak 2,41 avroyu gördü. Avrupa Birliği genelinde ise benzin ve motorin fiyatları, Avrupa Komisyonu’nun 2005’ten bu yana tuttuğu serideki en yüksek seviyelere ulaştı. 14 Eylül itibarıyla AB ortalamasında benzin 2,063 avro, motorin ise 2,159 avro oldu.

Ben bu tabloya yalnızca “akaryakıt pahalandı” şeklinde bakmıyorum. Çünkü burada asıl mesele, pompada görülen rakamdan çok daha büyük. Akaryakıt fiyatı yükseldiğinde sadece otomobil sahibi daha fazla para ödemez. Kamyonun taşıdığı ürün, çiftçinin tarlaya götürdüğü mazot, fabrikanın lojistik gideri, marketin taşıma maliyeti ve nihayetinde vatandaşın satın aldığı ürünün fiyatı da bundan etkilenir.

Yani akaryakıt zamları ekonominin bütün damarlarına yayılan bir maliyet artışıdır.

Fransa’daki 2,41 avroluk fiyat aslında Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sorunun sembolü. Üstelik Avrupa’da motorin fiyatları yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 40 artmış durumda. Benzindeki artış da yaklaşık yüzde 29 seviyesinde. 50 litrelik bir dizel deposunu doldurmanın AB ortalamasında yaklaşık 108 avroya ulaşması, tüketici üzerindeki baskının boyutunu açıkça gösteriyor.

Peki neden?

Birinci neden, petrol arzındaki jeopolitik sorunlar. Orta Doğu’daki çatışmalar enerji akışlarını ciddi biçimde etkiliyor. Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan petrolün güvenliği, Yemen’deki gelişmeler ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik saldırılar piyasadaki arz endişelerini büyütüyor. Brent petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması da bu endişelerin fiyatlara yansıdığını gösteriyor.

Fakat burada önemli bir ayrıntı var.

Akaryakıt fiyatındaki yükselişi sadece ham petrol fiyatıyla açıklamak doğru değil.

Avrupa’da rafineri maliyetleri ve özellikle motorin rafinaj marjları da ciddi biçimde yükselmiş durumda. Avrupa Merkez Bankası uzmanlarının değerlendirmelerine göre motorin rafinaj marjlarının ekim ayında zirve yapması bekleniyor. Bu da önümüzdeki haftalarda pompa fiyatları üzerindeki baskının tamamen ortadan kalkmayabileceğine işaret ediyor.

Benim açımdan burada dikkat çekilmesi gereken ikinci konu ise enflasyon.

Enerji fiyatı yükseldiğinde merkez bankalarının işi zorlaşıyor. Çünkü petrol ve akaryakıt fiyatlarındaki artış yalnızca enerji enflasyonunu değil, taşımacılık ve üretim maliyetleri üzerinden genel fiyat seviyesini de etkiliyor. Nitekim avro bölgesinde enerji enflasyonu ağustosta yüzde 14,3’e yükselmişti.

Bu durum Avrupa ekonomisi için ciddi bir ikilem oluşturuyor.

Bir tarafta vatandaşın ve işletmelerin yükselen enerji maliyetleri var. Diğer tarafta yüksek enflasyonu kontrol altında tutma zorunluluğu bulunuyor. Akaryakıt fiyatlarının uzun süre yüksek kalması, tüketicinin harcama gücünü azaltırken işletmelerin maliyetlerini artırabilir. Bu da ekonomik büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Burada Türkiye açısından da önemli dersler olduğunu düşünüyorum.

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Dolayısıyla dünya petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş bizim açımızdan sadece akaryakıt istasyonlarındaki tabelayı değiştirmiyor. Döviz kuru ile birlikte düşünüldüğünde enerji faturasını, cari dengeyi, ulaştırma maliyetlerini ve enflasyon beklentilerini etkiliyor.

Avrupa’da yaşanan gelişmeler bize bir kez daha enerji bağımlılığının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bugün Avrupa’nın problemi motorinin 2,40 avroyu geçmesi olabilir. Yarın başka bir enerji ürününde benzer bir tabloyla karşılaşılabilir. Çünkü enerji piyasalarında artık sadece fiyat değil, arz güvenliği de belirleyici hale gelmiş durumda.

Bir başka önemli konu da devletlerin vatandaş üzerindeki yükü azaltmak için ne yapacağı.

Bazı Avrupa ülkeleri vergi indirimleri, sübvansiyonlar ve farklı destek mekanizmalarını gündeme getiriyor. Ancak bu tür uygulamaların da kamu bütçesine bir maliyeti var. Dolayısıyla hükümetler bir taraftan vatandaşı yüksek fiyatlardan korumaya çalışırken diğer taraftan bütçe dengelerini gözetmek zorunda kalıyor.

Ben burada kısa vadeli çözümler kadar uzun vadeli enerji politikasının da önemli olduğunu düşünüyorum.

Petrol fiyatı yükseldiğinde ekonomisi sarsılan ülkelerin enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerji yatırımları, elektrikli ulaşım, enerji verimliliği, yerli enerji kaynakları ve güçlü enerji depolama sistemleri artık yalnızca çevre politikası olarak görülmemeli. Bunlar aynı zamanda ekonomik güvenlik politikası olarak değerlendirilmelidir.

Çünkü bugün Avrupa’da yaşanan tablo bize çok açık bir mesaj veriyor:

Enerjide dışa bağımlılık, fiyat yükseldiğinde sadece enerji maliyeti olarak karşımıza çıkmıyor; enflasyon, üretim, ulaşım, tüketim ve büyüme sorunu olarak ekonominin tamamına yayılıyor.

Fransa’da motorinin 2,41 avroya çıkması bu nedenle yalnızca bir akaryakıt fiyatı haberi değildir. Avrupa ekonomisinin enerji konusunda ne kadar kırılgan olduğunu gösteren önemli bir göstergedir.

Önümüzdeki dönemde petrol arzındaki sorunlar çözülür, Hürmüz ve diğer kritik enerji güzergâhlarında normalleşme sağlanır ve rafineri faaliyetleri yeniden dengelenirse fiyatlarda aşağı yönlü hareket mümkün olabilir. Ancak arz sorunlarının devam etmesi halinde yüksek motorin fiyatlarının Avrupa ekonomisi üzerinde daha uzun süre baskı oluşturması ihtimali gündemde kalacaktır.

Benim çıkardığım sonuç ise şu:

Akaryakıt fiyatı artık sadece pompadaki fiyat değildir. Akaryakıt fiyatı, mutfaktan fabrikaya, tarladan markete kadar ekonominin tamamının maliyetidir. Avrupa’daki 2,40 avroluk motorin sınırı da bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar