ABD Merkez Bankası (FED), küresel ekonominin yönünü belirleyen en önemli kurumlardan biri olma özelliğini koruyor. FED ’in faiz kararları yalnızca ABD ekonomisini değil, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini, sermaye hareketlerini, altın fiyatlarını, petrolü, borsaları ve dış ticaret dengelerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle 2026 yılının sonuna yaklaşırken FED ‘in nasıl bir faiz politikası izleyeceği, küresel piyasaların en önemli gündem maddelerinden biri hâline gelmiş durumda.
2026 yılı başlarında faiz indirimlerinin devam edeceği yönündeki beklentiler ağırlık kazanmıştı. Ancak enflasyonun istenilen hızda gerilememesi, ekonomik büyümenin dirençli kalması ve jeopolitik gelişmeler, bu beklentileri önemli ölçüde değiştirdi. Artık piyasaların önündeki temel soru, FED ‘in yıl bitmeden faiz indirip indirmeyeceğinden çok, yeni bir faiz artışına ihtiyaç duyup duymayacağıdır.
Ekim kararı beklentileri değiştirdi
FED, 28 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda politika faizini yüzde 3,75-4,00 aralığında sabit tuttu. Ancak kararın 10’a karşı 2 oyla alınması dikkat çekti. İki FED yetkilisinin faizin 0,25 puan artırılmasını istemesi, kurul içerisindeki enflasyon endişelerinin güçlendiğini gösterdi.
FED açıklamasında ekonomik faaliyetlerin güçlü bir hızla genişlediği, tüketim harcamalarının dirençli kaldığı ve yatırımların sağlam seyrettiği belirtildi. Buna karşılık enflasyonun hâlâ yüksek olduğu vurgulandı. Bu tablo, FED ‘in faiz indirimine geçmek için acele etmeyeceğini ortaya koyuyor.
Eylül ayında açıklanan ekonomik projeksiyonlarda FED yetkililerinin 2026 yıl sonu için öngördüğü politika faizinin medyanı yüzde 4,1 düzeyindeydi. Ekim ayındaki faiz aralığının orta noktası ise yüzde 3,875 seviyesinde bulunuyor. Bu iki veri birlikte değerlendirildiğinde, yılın son toplantısında 0,25 puanlık bir artış ihtimali gündeme geliyor.
Enflasyon ve büyüme FED ‘in kararını belirleyecek
FED ‘in faiz politikasında iki temel gösterge öne çıkıyor: Enflasyon ve istihdam. Eylül projeksiyonlarında 2026 yılı için kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi (PCE) enflasyonu yüzde 3,7, çekirdek PCE enflasyonu ise yüzde 3,4 olarak öngörüldü. Bu oranlar FED ‘in yüzde 2 enflasyon hedefinin oldukça üzerinde.
Diğer taraftan ABD ekonomisinin 2026 büyüme beklentisi yüzde 2,3 seviyesinde bulunuyor. İşsizlik oranının yüzde 4,1 civarında gerçekleşmesi bekleniyor. Dolayısıyla FED ‘in ekonomide sert bir yavaşlama görmeden faiz indirimine yönelmesi kolay görünmüyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki hareketlilik, dış ticaret politikaları ve jeopolitik riskler enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilecek unsurlar arasında.
Aralık ayında yapılacak toplantı bu nedenle büyük önem taşıyor. FED ‘in 9 Aralık 2026 tarihindeki toplantısı, yılın son faiz kararı olacak. Mevcut göstergeler, faizlerin sabit tutulması veya 0,25 puanlık artış yapılması seçeneklerini gündemde tutuyor. Ancak yeni enflasyon ve istihdam verileri bu görünümü değiştirebilir.
Türkiye ekonomisi açısından FED etkisi
FED ‘in faiz politikası Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için doğrudan önem taşıyor. ABD faizlerinin yüksek kalması, uluslararası yatırımcıların dolar cinsi varlıklara yönelmesini teşvik edebilir. Bu durum gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını sınırlandırırken döviz kurları üzerinde baskı oluşturabilir.
Türkiye açısından konu yalnızca doların değer kazanması veya kaybetmesi değildir. Dış finansman maliyetleri, ülke risk primi, rezerv birikimi ve yabancı yatırımcıların tahvil piyasasına ilgisi de FED kararlarından etkilenmektedir.
Faizlerin yükselmesi veya uzun süre yüksek seviyelerde kalması, Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini artırabilir. Özellikle finansman ihtiyacı bulunan şirketler açısından bu gelişme yeni yatırımların ertelenmesine, işletme sermayesi maliyetlerinin yükselmesine ve üretim kararlarının yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.
Buna karşılık FED ‘in faiz indirimine başlaması, gelişmekte olan ülkelere sermaye girişini destekleyebilir. Ancak bunun Türkiye’ye otomatik olarak kaynak sağlayacağı düşünülmemelidir. Para politikası güvenilirliği, enflasyonla mücadele, hukuki öngörülebilirlik ve ekonomik istikrar da yatırımcı kararlarında belirleyici olacaktır.
Altın, dolar ve borsalarda yeni hesap dönemi
FED ‘in faiz kararları altın piyasası üzerinde de önemli bir etkiye sahip. Faizlerin yüksek kalması, faiz getirisi olmayan altının alternatif maliyetini artırarak fiyatlar üzerinde baskı oluşturabilir. Buna karşılık jeopolitik riskler ve güvenli liman talebi altını destekleyebilir.
Doların uluslararası piyasalardaki seyri de faiz beklentilerinden etkilenecektir. Faiz artışı ihtimali dolar endeksini güçlendirebilirken, indirim beklentisi gelişmekte olan ülke para birimleri açısından daha olumlu bir ortam yaratabilir.
Borsalar açısından ise yüksek faiz, şirketlerin finansman maliyetlerini artırdığı için kârlılık beklentilerini olumsuz etkileyebilir. Özellikle borçluluğu yüksek şirketler bu süreçten daha fazla etkilenebilir.
Sonuç olarak, 2026 yılının sonuna yaklaşırken FED ‘in önünde kolay bir karar bulunmuyor. Enflasyonun yüzde 2 hedefine yaklaşmaması, ekonomik büyümenin dirençli seyretmesi ve FED yönetimindeki faiz artışı yönündeki görüşler, indirim beklentilerini zayıflatıyor. Benim değerlendirmem, yılın sonuna kadar faiz indirimi ihtimalinin oldukça sınırlı olduğu, sabit tutma veya sınırlı bir artış seçeneğinin daha fazla ağırlık kazandığı yönündedir.
Önümüzdeki dönemde piyasalar yalnızca FED ‘in ne karar vereceğine değil, bu kararın arkasındaki ekonomik gerekçelere de odaklanacak. Çünkü küresel ekonomide yeni dönemin yönünü belirleyecek unsur, faiz oranlarının kendisinden çok enflasyonun hangi hızla kontrol altına alınabileceğidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar