ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın son açıklamaları, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor. Barrack, New York’ta yaptığı son değerlendirmede Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu belirtirken, yıllardır iki ülke arasındaki en önemli sorunlardan biri olan S-400 meselesinin de çözüleceğini söyledi. Bana göre burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, tek tek kullanılan ifadelerden çok Washington’ın Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açma arayışıdır.
S-400 konusu uzun zamandır Türkiye-ABD ilişkilerinin önündeki en önemli başlıklardan biri. Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı hava savunma sistemi nedeniyle ABD, CAATSA yaptırımlarını uygulamış ve Türkiye F-35 programından çıkarılmıştı. Barrack ise bugün yaptığı açıklamada meselenin “kritik bir sorun” olmadığını, daha çok bir “ilişki sorunu” olduğunu vurguluyor. Ayrıca kararın yalnızca Türkiye’nin vereceği bir karar olmadığını, “topun birçok sahada” bulunduğunu söylüyor.
Ben bu açıklamayı oldukça önemli buluyorum. Çünkü diplomasi bazen yapılan açıklamalardan çok, kullanılan kelimeler üzerinden okunmalıdır. “Sorun çözülecek” ifadesi, Washington’ın bu konuyu sonsuza kadar devam edecek bir kriz başlığı olarak görmediğini gösteriyor. Ancak bunun hemen S-400 konusunda somut bir anlaşma sağlandığı anlamına gelmediğini de özellikle belirtmek gerekir. Barrack’ın kendisi de sürecin ABD Kongresi ve ilgili hukuki düzenlemelerle bağlantılı olduğunu ifade ediyor.
Burada Türkiye açısından ikinci önemli konu savunma sanayisidir. Barrack, Türkiye’nin güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayisine sahip olduğunu vurguluyor. Bu açıklama bana göre ekonomik açıdan da önemlidir. Çünkü savunma sanayii artık yalnızca güvenlik politikalarının konusu olmaktan çıkmış, teknoloji, ihracat, istihdam, döviz geliri ve dış politika açısından stratejik bir sektör haline gelmiştir.
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde attığı adımların Washington tarafından da dikkate alınması, ilişkilerin yalnızca S-400-F-35 ekseninde değerlendirilmediğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde savunma sanayii, enerji, ticaret ve bölgesel güvenlik konularının birbirinden bağımsız düşünülmesi giderek zorlaşacaktır.
Barrack’ın Erdoğan-Trump ilişkisine yönelik sözleri de dikkat çekici. Barrack, iki lider arasındaki iletişimin güçlü ve olumlu olduğunu belirtiyor. Ayrıca Türkiye’nin ABD Başkanı Donald Trump açısından çok önemli bir ortak olduğunu ifade ediyor.
Benim açımdan burada önemli olan, liderler arasındaki kişisel iletişimin ötesinde bunun kurumsal ilişkilere ne ölçüde yansıyacağıdır. Çünkü Türkiye-ABD ilişkileri sadece Erdoğan ve Trump arasındaki görüşmelerden ibaret değil. Kongre, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, ekonomik kurumlar ve iki ülkenin bürokrasileri de sürecin önemli aktörleri.
Nitekim Barrack’ın açıklamalarından kısa süre önce Türkiye ile ABD arasında farklı düzeylerde temasların devam ettiğini görüyoruz. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 8 Eylül’de Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi üyesi Darrell Issa ile görüşmesi de bu diplomatik trafiğin sürdüğünü gösteriyor.
Bir başka önemli başlık ise Suriye. Barrack’ın sadece Ankara Büyükelçisi değil, aynı zamanda Suriye ve Irak özel temsilcisi olması, Türkiye açısından bu kişiyi sıradan bir diplomatik temsilciden daha önemli hale getiriyor. Özellikle Suriye’nin geleceği, sınır güvenliği, bölgedeki silahlı gruplar ve Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri açısından Washington-Ankara diyaloğunun önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşması beklenebilir.
Ancak burada ekonomik boyutu da unutmamak gerekir. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin düzelmesi yalnızca siyasi bir haber değildir. Ticaret, savunma sanayii, enerji, doğrudan yatırımlar ve finansman açısından da sonuçlar doğurabilir. Türkiye’nin küresel yatırımcılar açısından öngörülebilirliğini artıracak her diplomatik gelişme, orta ve uzun vadede ekonomik beklentiler üzerinde etkili olabilir.
Öte yandan son dönemde ABD’nin İran yaptırımları kapsamında Türkiye merkezli bazı kurum ve şirketlere yönelik adımları da Washington-Ankara hattında hassasiyetlerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor. Barrack ise söz konusu yaptırım kararlarının Türk bankacılık sisteminin tamamına yönelik olmadığını, belirli kurumların faaliyetleriyle ilgili olduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla benim gördüğüm tablo şudur: Türkiye-ABD ilişkilerinde sorunlar bitmiş değildir, fakat sorunların yönetilmesi konusunda yeni bir diplomatik zemin oluşuyor olabilir. S-400 meselesinin çözümüne yönelik olumlu ifadeler, Erdoğan-Trump iletişimine yapılan vurgu ve Türkiye’nin stratejik ortak olarak tanımlanması bu açıdan önemlidir.
Önümüzdeki dönemde asıl sınav sözlerden ziyade somut adımlar olacaktır. S-400 konusunda nasıl bir formül bulunacağı, F-35 dosyasının nasıl ele alınacağı, Suriye konusunda Türkiye’nin güvenlik beklentileri ile ABD’nin bölgesel politikalarının nasıl uzlaştırılacağı ve ekonomik ilişkilerin hangi seviyeye taşınacağı belirleyici olacaktır.
Sonuç olarak Tom Barrack’ın son açıklamalarını yalnızca diplomatik nezaket ifadeleri olarak görmemek gerekir. Aynı zamanda hemen bütün sorunların çözüldüğü şeklinde yorumlamak da doğru değildir. Bana göre önümüzdeki dönem, Türkiye ile ABD arasında “sorunların ortadan kalktığı” değil, sorunların daha farklı yöntemlerle yönetilmeye çalışıldığı bir dönem olacaktır.
Türkiye açısından önemli olan ise bu süreçte kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruyarak hareket etmesidir. Diplomasi, güçlü ilişkiler kadar güçlü müzakere kapasitesi de gerektirir. Bu nedenle bundan sonraki gelişmeleri açıklamalardan çok, ortaya çıkacak somut kararlar ve anlaşmalar üzerinden değerlendirmek gerekir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar