Ekonomik dalgalanmaların sıklaştığı, fiyatların ay içinde birden fazla kez güncellendiği ve gelir-harcama dengelerinin hızla değiştiği bir dönemde, hane halkı bütçelerinin en önemli ihtiyacı “öngörülebilirlik” haline geldi. Son yıllarda vatandaşın harcama davranışında gözlenen en belirgin kayma, temel ihtiyaçlara öncelik verirken geleceğe dair finansal plan yapma kapasitesinin zayıflaması. Aylık gelirin alım gücünün günden güne değişmesi, tasarruf kararlarını daha temkinli, borçlanma davranışını ise daha kısa vadeli hale getiriyor. Bu nedenle, ekonomi politikalarının merkezindeki fiyat istikrarı hedefi artık sadece makro düzeyde değil, mikro düzeyde de sosyal refah açısından kritik bir işlev taşıyor.
Bugün ortalama bir ailenin bütçesinde öngörülemezliğin kaynağı yalnızca yüksek enflasyon değil. Enerji fiyatlarının küresel hareketliliği, kira piyasasındaki yapısal dengesizlikler, ulaşım giderlerinin mevsimsel dalgalanması ve gıda fiyatlarındaki yapışkan artış, ailelerin harcamalarını planlamasını güçleştiriyor. Örneğin, bir hanenin aylık gıda gideri artık yalnızca mevsimselliğe değil, tedarik zinciri aksaklıklarına, döviz oynaklığına ve yerel piyasa rekabetine de bağlı. Bu durum, geçmişte alışılmış olan “aylık market bütçesi” kavramını belirsiz bir aralığa dönüştürüyor. Bir başka deyişle, hane halkı artık fiyat artışlarını öngörmek için ekonomik aktör gibi davranmak zorunda kalıyor.
Bütçe öngörülemezliğinin en çarpıcı etkisi tasarruf yapma kapasitesinde ortaya çıkıyor. Türkiye’de son yıllarda artan finansal baskılanma, reel getirilerin sınırlı kalması ve kısa vadeli borçlanmanın yaygınlaşması, hanelerin birikim stratejilerini köklü biçimde değiştirdi. Tasarruf eğilimi zayıflarken, borcun bile bir tür “çapa” işlevi gördüğü görülüyor; çünkü gelir ve harcama akışlarının oynaklaştığı bir dönemde sabit taksitli bir borç, bazı aileler açısından öngörülebilir bir nakit çıkışı yaratıyor. Buna karşın değişken faizli ya da dönemsel maliyeti artan finansman türleri, bütçedeki oynaklığı daha da yükseltiyor.
Kamunun sosyal politikaları ve mali düzenlemeleri de bu tablo üzerinde belirleyici rol oynuyor. Vergi istisnalarının kaldırılması, desteklerin güncellenme sıklığı, asgari ücret ve memur maaşlarının artış periyotları gibi değişkenler, hane halkının geleceğe yönelik gelir beklentisini biçimlendiriyor. Düzenlemelerin sık değişmesi, bütçe yönetimini zorlaştırırken, belirli bir takvime oturmuş artış mekanizmaları öngörülebilirliği artırıyor. Örneğin, bazı ülkelerde yıllık indeksleme sistemleri hem gelirlerin hem de bazı vergi dilimlerinin otomatik güncellenmesini sağlayarak hane bütçesi üzerindeki baskıları azaltıyor. Türkiye’de de benzer bir yapısal çerçevenin tartışılması, toplumsal refah açısından önem taşıyor.
Bugün hanenin karşı karşıya olduğu bir diğer mesele, harcama kalemleri içindeki zorunlu giderlerin payının giderek artması. Barınma, enerji, gıda gibi temel ihtiyaçların toplam harcama içindeki ağırlığı yükseldikçe, esnek alan daralıyor. Bu daralma, yalnızca finansal hareket kabiliyetini değil, tüketici psikolojisini de etkiliyor. Öngörülemeyen fiyat artışları karşısında, bireyler “bekle-gör” davranışına yöneliyor; dayanıklı tüketim malları erteleniyor, hizmet harcamaları azaltılıyor, tatil ve eğlence gibi kalemler belirsizliğin ilk feda edilen unsurlarına dönüşüyor. Böylece ekonomik belirsizlik, hane halkı bütçesinin ötesine geçip sektörler arası talep dengesini de bozuyor.
Peki çözüm nerede? Uzmanlara göre, hane bütçesinde öngörülebilirliği artıran üç temel strateji öne çıkıyor. Birincisi, gelir tarafında çeşitliliğin artırılması; yani ek iş, serbest çalışma veya dijital gelir kaynaklarıyla tek gelir kanalının riskinin azaltılması. İkincisi, harcamaların kategorilere ayrılarak takip edilmesi ve beklenmedik giderler için küçük de olsa bir tampon fon oluşturulması. Üçüncüsü ise finansal okuryazarlığın artmasıyla doğru finansman araçlarının seçilmesi; özellikle sabit maliyetli ve risk profili net olan ürünlerin tercih edilmesi.
Makro cephede ise en etkili unsur, istikrarlı ve güven veren bir ekonomik çerçeve. Fiyat istikrarı, öngörülebilir bir vergi yapısı ve işgücü piyasasında düzenli gelir artış mekanizmaları, hane halkının bütçesini planlamasında temel çıpa işlevi görüyor. Sonuç olarak, öngörülebilirlik yalnızca teknik bir ekonomi terimi değil; milyonlarca ailenin gündelik yaşamını şekillendiren, tüketim kararlarını belirleyen ve gelecek umutlarını doğrudan etkileyen bir toplumsal ihtiyaç haline gelmiş durumda. Ekonomik politika tartışmalarında hane halkı perspektifinin daha fazla öne çıkması ise bugünün zorunluluklarından biri olarak karşımızda duruyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar