Bilgi çoğu zaman tarafsız, durağan ve bir kez elde edildiğinde değişmeyen bir unsur gibi algılanır. Oysa insanlık tarihi incelendiğinde, bilginin sabit değil; toplumsal, teknolojik ve kültürel koşullara bağlı olarak sürekli evrilen bir yapı olduğu açıkça görülür. Bilginin ne olduğu, nasıl üretildiği, kimler tarafından dolaşıma sokulduğu ve hangi amaçlarla kullanıldığı, her çağda farklı anlamlar kazanmıştır. Bu yönüyle bilginin evrimi, sadece zihinsel bir ilerleme değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin, ekonomik yapıların ve değer sistemlerinin de bir yansımasıdır.
İlk insan topluluklarında bilgi, doğrudan hayatta kalmaya hizmet eden pratik bir araçtı. Avlanma teknikleri, mevsim döngüleri, barınma biçimleri ve doğa gözlemleri, soyut teorilerden çok deneyime dayalı bir bilgelik üretirdi. Bu dönemde bilginin değeri, doğruluğundan ziyade işlevselliğiyle ölçülürdü. Bir bilginin yanlış olması, akademik bir tartışma konusu değil; doğrudan yaşamı tehdit eden bir sonuçtu. Dolayısıyla bilgi, sorgulanan değil, sonuçlarıyla test edilen bir gerçeklikti.
Yazının icadı, bilginin evriminde köklü bir kırılma yarattı. Bilgi artık sadece insan hafızasına bağlı olmaktan çıktı; kil tabletlere, papirüslere ve el yazmalarına kazındı. Bu gelişme, bilginin korunmasını ve kuşaklar arası aktarımını mümkün kılarken, aynı zamanda onu merkezileştirdi. Okuma yazma bilen azınlıklar, bilginin hem üreticisi hem de denetleyicisi haline geldi. Yazılı metinler zamanla kutsallaştı; değişmez, tartışılamaz doğrular olarak kabul edildi. Bu süreçte bilgi, toplumun tamamına ait bir değer olmaktan çok, otoritenin meşruiyet kaynağına dönüştü.
Orta Çağ boyunca bilgi büyük ölçüde dini ve geleneksel çerçeveler içinde şekillendi. Sorgulama sınırlıydı; bilginin doğruluğu deneyle değil, otoriteyle ölçülüyordu. Ancak bu durağan yapı, matbaanın yaygınlaşmasıyla sarsıldı. Kitapların çoğaltılması ve ucuzlaması, bilginin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Bu sadece okuma oranlarını artırmadı; aynı zamanda düşünme biçimlerini de dönüştürdü. İnsanlar artık bilgiyi pasif biçimde kabul etmek yerine, karşılaştırmaya ve tartışmaya başladı. Böylece bilgi, tek merkezden yayılan bir dogma olmaktan çıkıp, çoğul yorumlara açık bir alan haline geldi.
Aydınlanma ve bilimsel devrim, bilginin evrimini yeni bir zemine taşıdı. Akıl, gözlem ve deney; bilginin temel üretim araçları olarak öne çıktı. Bu dönemde bilgi, ilerlemenin anahtarı olarak görüldü. Ancak bu ilerleme anlayışı, bilginin geçiciliğini de beraberinde getirdi. Bilimsel bilgi artık mutlak doğrular sunmuyor, her an yanlışlanabilir önermeler ortaya koyuyordu. Dün doğru kabul edilen bir teori, bugün yeni bulgularla geçersiz hale gelebiliyordu. Bu durum, bilginin evrimsel doğasını açıkça ortaya koydu: Bilgi, tamamlanan değil, sürekli güncellenen bir süreçti.
Sanayi devrimiyle birlikte bilgi, üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Teknik bilgi, uzmanlık ve mesleki beceriler ön plana çıktı. Bilgi derinleşti, ancak aynı zamanda parçalandı. Uzmanlık alanları çoğaldıkça, bütüncül bakış açısı zayıflamaya başladı. İnsanlık çok şey biliyor, fakat bildiklerini bir araya getirmekte zorlanıyordu. Bu dönem, bilginin miktar olarak arttığı; fakat anlamlandırılmasının giderek zorlaştığı bir geçiş evresi olarak değerlendirilebilir.
Dijital çağ ise bilginin evriminde niteliksel bir sıçramaya işaret ediyor. İnternet, bilgiye erişimi demokratikleştirdi; ancak aynı zamanda bilgi kirliliğini de artırdı. Bugün temel sorun bilgiye ulaşamamak değil, doğru ve anlamlı bilgiye ulaşmaktır. Algoritmalar, sosyal medya platformları ve dijital filtreler, bilginin hangi biçimde ve hangi öncelikle karşımıza çıkacağını belirliyor. Böylece bilgi, sadece üretilen değil; aynı zamanda yönlendirilen ve şekillendirilen bir unsur haline geliyor.
Bu noktada bilginin evrimi, etik bir tartışmayı da zorunlu kılıyor. Bilginin hızla yayılması, onun sorumlulukla kullanılmasını daha da önemli hale getiriyor. Yanlış ya da eksik bilginin etkisi, geçmişe kıyasla çok daha yıkıcı olabiliyor. Bir haber, bir veri ya da bir yorum, saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Bu durum, bilginin sadece bireysel bir kazanım değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor.
Günümüzde bilginin değeri, niceliğinden çok bağlamıyla ölçülüyor. Ne bildiğimizden ziyade, bildiğimizi nasıl yorumladığımız, hangi amaçla kullandığımız ve hangi sonuçları ürettiğimiz önem kazanıyor. Eleştirel düşünme, seçici okuma ve analitik değerlendirme becerileri, bilginin evrildiği bu yeni çağda hayati yetkinlikler haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak bilginin zaman içinde evrilmesi, insanlığın kendini anlama ve dünyayı anlamlandırma çabasının doğal bir sonucudur. Bilgi değişir, dönüşür ve bazen çelişkiler üretir; ancak bu çelişkiler ilerlemenin önündeki engeller değil, bizzat ilerlemenin motorudur. Asıl mesele, bilginin bu kaçınılmaz evrimine bilinçle eşlik edebilmektir. Çünkü bilgi, doğru ellerde toplumu ileri taşıyan bir güçken; bağlamından koparıldığında belirsizliğin ve yönsüzlüğün kaynağına dönüşebilir. Bilginin evrimi durmaz; önemli olan, bu evrimde insan aklının, vicdanının ve sorumluluk duygusunun geri kalmamasıdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar