Hayatın hemen her alanında insanlar farkında olarak ya da olmayarak risklerle karşı karşıya kalır. Sabah işe giderken seçtiğimiz yol, birikimimizi değerlendirme şeklimiz, çocuklarımızın eğitimi için aldığımız kararlar, iş kurma düşüncesi ya da yeni bir yatırım yapma isteği aslında birer risk kararını içerir. Çünkü hayatın içinde kesinlik çok az, belirsizlik ise oldukça fazladır. İşte tam bu noktada karşımıza “risk dengesi” kavramı çıkıyor.

Risk dengesi, en basit ifadeyle tehlike ile fırsat arasındaki ince çizgiyi doğru şekilde kurabilmektir. Ne gereğinden fazla cesur olmak ne de aşırı korkuyla hareket etmektir. Çünkü iki uç yaklaşım da zaman içinde zarar verebilir.

Sokakta yürürken bile bunun örneklerini görebiliriz. Bir kişi hiç trafik olmayan bir yolda bile saatlerce karşıya geçmeye cesaret edemiyorsa burada aşırı riskten kaçınma vardır. Tam tersine yoğun trafikte hiç düşünmeden koşarak karşıya geçmeye çalışmak da aşırı risk alma davranışıdır. İkisinin ortasında ise uygun zamanı bekleyip dikkatli şekilde hareket etmek vardır. İşte risk dengesi tam olarak budur.

Ekonomide de durum farklı değildir.

Bir ülke düşünelim. Bu ülke büyümek istiyor. Fabrikalar kurulacak, yatırımlar yapılacak, yeni yollar, köprüler ve sanayi alanları açılacak. Bunların hepsi belirli riskler taşır. Eğer ülke yönetimi “Hiç risk almayalım” derse yatırımlar yavaşlar, üretim azalır ve ekonomi yerinde saymaya başlar.

Ancak diğer taraftan “Sınırsız şekilde borçlanalım, hızlı büyüyelim” anlayışı da büyük tehlikeler doğurabilir. Kontrolsüz büyüme; yüksek enflasyona, borç yüküne ve ekonomik kırılganlıklara neden olabilir.

Ekonomik tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bir dönem hızlı büyüyen ülkeler, kontrolsüz borçlanmalar nedeniyle ciddi krizlerle karşılaşmıştır. Çünkü büyüme hırsı ile risk hesabı arasındaki denge bozulmuştur.

Aynı durum aile bütçelerinde de görülebilir.

Bir vatandaş maaşıyla ev almak istiyor diyelim. Eğer gelirinin çok üzerinde kredi kullanırsa gelecekte ödeme sıkıntısı yaşayabilir. Ancak sürekli “Ya ödeyemezsem?” korkusuyla hareket edip hiçbir adım atmamak da yıllarca aynı yerde kalmasına neden olabilir.

Burada önemli olan soru şudur:

“Ne kadar risk alınabilir?”

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü risk kişiden kişiye değişir.

Bir kişi için büyük görünen bir risk, başka biri için sıradan olabilir. Düzenli geliri olan biri yatırım konusunda daha rahat davranabilir. Geliri düzensiz olan biri ise daha dikkatli hareket etmek isteyebilir.

Bu yüzden uzmanlar risk yönetiminde önce mevcut durumun iyi analiz edilmesini öneriyor.

Şu sorular önem kazanıyor:

Gelirim ne kadar?

Kayıp yaşarsam ne kadar etkilenirim?

Uzun vadeli hedefim nedir?

Beklenmedik durumlar için bir planım var mı?

Bu sorulara cevap verilmeden atılan adımlar çoğu zaman sorun yaratabiliyor.

Risk dengesinin bozulduğu alanlardan biri de yatırım dünyasıdır.

Özellikle son yıllarda insanlar kısa sürede yüksek kazanç elde etme isteğiyle çeşitli yatırım araçlarına yöneliyor. Sosyal medyada görülen “Bir ayda servet kazandı” hikâyeleri birçok kişiyi etkileyebiliyor.

Ancak çoğu zaman görünen tablo ile gerçek tablo aynı olmuyor.

Yüksek kazanç vaat eden alanların önemli bölümü aynı zamanda yüksek risk de içeriyor. İnsanlar sadece kazancı görüyor fakat kayıp ihtimalini yeterince düşünmüyor.

Bir örnek düşünelim.

Bir yatırımcı tüm birikimini tek bir alana yatırıyor. Eğer işler iyi giderse büyük kazanç elde edebilir. Fakat ters bir durumda yılların birikimi kısa sürede eriyebilir.

Buna karşılık farklı alanlara dağıtılmış yatırımlar daha dengeli bir yapı oluşturabilir. Çünkü bütün yumurtaları aynı sepete koymamak eski ama hâlâ geçerli bir kuraldır.

Risk dengesi iş dünyasında da oldukça önemlidir.

Şirketler sürekli karar almak zorundadır. Yeni bir ürün çıkarılacak mı? Yeni bir pazara girilecek mi? Daha fazla çalışan alınacak mı?

Hiç risk almayan şirketler zamanla rakiplerinin gerisinde kalabilir. Ancak plansız ve aşırı büyümeye çalışan şirketler de ciddi finansal sorunlarla karşılaşabilir.

Bugün dünyanın büyük şirketlerine bakıldığında çoğunun cesur adımlar attığı görülüyor. Fakat bu adımlar rastgele değil, hesaplanmış risk anlayışıyla atılmıştır.

Çünkü başarı çoğu zaman risk almaktan değil, doğru risk almaktan geçer.

Aslında günlük hayatımızda farkında olmadan risk dengesi kurmaya çalışıyoruz.

Çocuklarımızı korumak isteriz ama onların kendi ayakları üzerinde durmasını da isteriz. Çok korumacı olmak gelişimi zorlaştırabilir. Tam tersine tamamen kontrolsüz bırakmak da başka sorunlara yol açabilir.

İşte burada yine denge karşımıza çıkıyor.

Hayatın büyük kısmı denge üzerine kuruludur.

Azı zarar, çoğu zarar sözünü toplumumuz yıllardır kullanıyor. Risk konusunda da durum farklı değildir.

Geleceği tamamen garanti altına almak mümkün değildir. Çünkü hayatın doğasında belirsizlik vardır. Ancak doğru bilgiyle, dikkatli planlamayla ve sağlıklı değerlendirmeyle riskleri yönetmek mümkündür.

Unutulmaması gereken önemli nokta şudur:

İnsanları çoğu zaman riskler değil, kontrol edilmeyen riskler zor durumda bırakır.

Bu nedenle önemli olan hiç risk almamak değil; riskle fırsat arasındaki o ince çizgiyi görebilmektir. Çünkü hayat bazen hızlı koşmayı, bazen yavaşlamayı, bazen de beklemeyi gerektirir.

Risk dengesi de tam olarak bu yürüyüşün adıdır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar