Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine enflasyon olmaya devam ediyor. Eylül ayına ilişkin ENAG enflasyon verileri, fiyat artışlarının hızında bir miktar yavaşlama olduğunu gösterirken, vatandaşın hissettiği hayat pahalılığının neden hâlâ gündemin merkezinde bulunduğunu da ortaya koyuyor.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı verilere göre E-TÜFE, 2026 yılı Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 2,10 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 46,61 olarak gerçekleşti. Ağustos ayında ENAG’ın hesapladığı aylık enflasyon yüzde 2,24, yıllık enflasyon ise yüzde 49,03 seviyesindeydi. Dolayısıyla eylülde hem aylık hem de yıllık enflasyonda gerileme yaşandı.

İlk bakışta yıllık orandaki düşüş olumlu bir gelişme gibi görülebilir. Nitekim enflasyonun yüzde 50 sınırının altına inmesi psikolojik açıdan da önemlidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Enflasyonun düşmesi fiyatların gerilemesi anlamına gelmiyor. Fiyatlar hâlâ artıyor, sadece daha önceki döneme göre daha yavaş artıyor.

Bunu günlük hayatımızda çok açık şekilde görüyoruz. Market alışverişi, kira, eğitim, ulaşım, giyim, sağlık ve hizmet fiyatları vatandaşın bütçesini zorlamaya devam ediyor. Özellikle dar ve sabit gelirli kesimler açısından yüzde 2,10’luk aylık artış bile küçümsenecek bir oran değildir.

Asıl dikkat çekici konu ise ENAG ile TÜİK arasındaki farktır. TÜİK’in Eylül 2026 verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84, yıllık ise yüzde 29,73 arttı. Böylece ENAG’ın yüzde 46,61’lik yıllık enflasyonu ile TÜİK’in yüzde 29,73’lük yıllık enflasyonu arasında 16,88 puanlık fark ortaya çıktı.

Bu farkın kendisi ekonomik tartışmanın önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Çünkü vatandaş açısından enflasyon yalnızca istatistiksel bir gösterge değildir. Enflasyon, ay sonunda cebinde kalan para, ödenen kira, market sepetinin toplamı ve çocuğun eğitim masrafıdır.

Bir başka önemli gösterge de İstanbul Ticaret Odası’nın verileri. İTO’nun Eylül ayında İstanbul perakende fiyatları için açıkladığı verilere göre aylık artış yüzde 2,11, yıllık artış ise yüzde 33,55 oldu. Böylece aynı ay için üç farklı gösterge ortaya çıkıyor: ENAG yüzde 46,61, TÜİK yüzde 29,73, İTO ise yüzde 33,55 yıllık enflasyon hesaplıyor.

Ben burada sadece hangi rakamın doğru olduğunu tartışmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Daha önemli olan, ekonomide enflasyonla mücadelenin vatandaşın satın alma gücüne nasıl yansıdığıdır.

Çünkü yıllık enflasyonun yüzde 46,61 olması, son bir yılda tüketicinin karşılaştığı fiyat artışlarının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Gelirler aynı hızda artmadığında ise ortaya reel gelir kaybı çıkıyor. Özellikle emekli, asgari ücretli, düşük gelirli çalışan ve sabit maaşla geçinen vatandaş için enflasyonun en önemli sonucu budur.

Üstelik enflasyonun yalnızca bugünkü gelirleri değil, gelecek beklentilerini de etkilediğini unutmamak gerekiyor. Vatandaş yüksek enflasyon ortamında parasının değerini korumak için farklı yatırım araçlarına yöneliyor. Altın, döviz, mevduat ve çeşitli fonlar bu nedenle daha fazla önem kazanıyor. İşletmeler ise maliyetlerini öngörmekte zorlanıyor. Maliyetlerin hızla değiştiği ortamda fiyat belirlemek, yatırım yapmak ve uzun vadeli plan hazırlamak güçleşiyor.

Eylül verilerinin bir başka mesajı ise dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ancak mücadelenin henüz tamamlanmadığını gösteriyor. Aylık enflasyonun yüzde 2,10 seviyesinde olması, yıllık enflasyonun aşağı gelmesi açısından olumlu olmakla birlikte, fiyat istikrarı açısından hâlâ yüksek bir seviyeye işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle kira, gıda, enerji, ulaştırma ve hizmet fiyatlarının seyri kritik olacak. Çünkü vatandaşın en fazla hissettiği enflasyon bu kalemlerde ortaya çıkıyor. Döviz kuru, petrol fiyatları, ücret artışları, kredi koşulları ve beklentiler de enflasyonun gelecekteki seyrini belirleyecek.

Burada para politikası kadar maliye politikası ve üretim politikası da önem kazanıyor. Sadece talebi kısmaya yönelik politikalarla kalıcı fiyat istikrarına ulaşmak zor. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması, tarımsal üretimin güçlendirilmesi, lojistik maliyetlerin azaltılması ve rekabet ortamının geliştirilmesi gerekiyor.

Sonuç olarak ENAG’ın Eylül verileri bize iki önemli mesaj veriyor. Birincisi, enflasyonun hızında bir miktar yavaşlama var. İkincisi ise fiyat artışları hâlâ vatandaşın bütçesini ciddi biçimde zorluyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sadece “enflasyon düştü” demek yeterli olmayacak. Asıl başarı, vatandaşın markete gittiğinde, kirayı ödediğinde, faturası geldiğinde ve çocuğunun eğitim masrafını karşıladığında bunu gerçekten hissetmesiyle ölçülecek.

Benim kanaatim, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde artık en kritik aşamanın beklentileri kalıcı biçimde değiştirmek olduğu yönünde. Bunun yolu da güven veren, öngörülebilir ve üretimi destekleyen politikaların kararlılıkla uygulanmasından geçiyor. Enflasyonun rakamsal olarak düşmesi önemli; fakat vatandaşın satın alma gücünün yeniden yükselmesi çok daha önemli.

Çünkü ekonomide gerçek başarı, enflasyon tablosundaki rakamların küçülmesinden önce, insanların hayat pahalılığının azaldığını hissetmesiyle ortaya çıkacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar