Ekonomide sık duyduğumuz bir cümle var: “Büyüme rakamları iyi geldi.” İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Üretim artmış, çarklar dönüyor, ekonomi büyümüş… Fakat işin perde arkasına bakıldığında, sadece kısa vadeli büyüme rakamlarına odaklanan ekonomilerin uzun vadede ciddi sorunlar biriktirdiği de görülüyor. Çünkü ekonomi dediğimiz şey, sadece bir çeyreklik ya da bir yıllık hız meselesi değildir; bir ülkenin üretim gücü, refahı ve istikrarının toplamıdır.
Bugün birçok ülkede olduğu gibi bizde de zaman zaman tartışma şuraya sıkışıyor: “Bu çeyrekte büyüdük mü, küçüldük mü?” Oysa asıl soru şudur: “Nasıl büyüdük ve bu büyüme ne kadar sürdürülebilir?”
HIZLI BÜYÜMENİN CAZİBESİ
Kısa vadeli büyüme, siyaset ve ekonomi yönetimi açısından oldukça cazip bir alandır. Çünkü sonuçları hızlı görülür. İnşaat artar, tüketim yükselir, kredi genişler, ihracat bir anda sıçrar gibi görünür. Bu tablo dışarıdan bakıldığında güçlü bir ekonomi görüntüsü verir.
Ancak bu büyüme çoğu zaman “kalite” üzerinden değil, “hacim” üzerinden gerçekleşir. Yani daha fazla üretim vardır ama bu üretimin içinde teknoloji, verimlilik ve katma değer yeterince artmamıştır. Bir anlamda aynı işi daha çok emek ve daha fazla kaynak kullanarak yaparsınız. Bu da ilk anda büyüme getirir ama kalıcı güç oluşturmaz.
TÜKETİMLE ŞİŞEN BÜYÜME
Kısa vadeli büyümenin en sık görülen kaynaklarından biri iç tüketimdir. İnsanların daha fazla harcama yapması, kredi kullanımının artması ve talebin canlı tutulması büyüme rakamlarını yukarı çeker. Fakat bu modelin önemli bir sınırı vardır: Borçla büyüme.
Eğer bir ekonomi üretim gücünü artırmadan sadece tüketimi artırıyorsa, bir süre sonra denge bozulur. Gelirler aynı hızda artmadığı için borç yükü büyür, tasarruflar azalır ve kırılganlık artar. Yani bugün büyüme olarak görülen şey, yarının ekonomik baskısına dönüşebilir.
YATIRIMIN YERİNİ KISA VADELİ KAZANÇ ALDIĞINDA
Sağlıklı bir büyüme modeli, yatırımla desteklenir. Fabrika kurulur, teknoloji geliştirilir, eğitimli iş gücü yetiştirilir. Ancak kısa vadeye odaklanan ekonomilerde yatırım yerine hızlı kazanç arayışı öne çıkabilir.
Örneğin uzun vadeli sanayi yatırımları yerine, daha hızlı geri dönüş sağlayan alanlara yönelim artar. Bu da ekonominin üretim kapasitesini derinleştirmek yerine yüzeyde büyümesine yol açar. Bir süre sonra ekonomi “üreten” değil, “tüketen ve dağıtan” bir yapıya kayabilir.
VERİMLİLİK OLMADAN BÜYÜME NE KADAR GERÇEK?
Bir ekonominin en önemli göstergelerinden biri verimliliktir. Yani aynı kaynakla daha fazla üretim yapabilme becerisi. Kısa vadeli büyüme odaklı sistemlerde ise verimlilik çoğu zaman ikinci plana düşer.
Çünkü hızlı sonuç almak için daha çok iş gücü kullanılır, daha fazla kredi verilir ya da mevcut kapasite zorlanır. Bu durum büyüme rakamlarını artırsa da uzun vadede rekabet gücünü zayıflatır. Dünyayla yarışan ekonomiler için asıl mesele büyümek değil, “daha akıllı büyümektir.
GELİR DAĞILIMI VE SOSYAL DENGE
Sadece büyüme rakamlarına bakmak, ekonominin toplum üzerindeki etkisini gizleyebilir. Büyüme var ama bu büyüme kimlere yarıyor? Eğer gelir artışı toplumun geniş kesimlerine yayılmıyorsa, ekonomik büyüme sosyal refaha dönüşmez.
Kısa vadeye odaklanan ekonomilerde zaman zaman gelir dağılımı bozulabilir. Çünkü hızlı büyüme dönemlerinde bazı sektörler ve gruplar çok hızlı kazanırken, diğerleri geride kalabilir. Bu da toplumsal dengeyi zedeler.
DIŞ KIRILGANLIK VE KISA VADELİ BÜYÜME
Kısa vadeli büyüme çoğu zaman dış finansmana daha fazla bağımlılık yaratabilir. Yani ekonomi içeride yeterince tasarruf üretmiyorsa, büyüme için dış kaynak gerekir. Bu da küresel dalgalanmalara karşı hassasiyeti artırır.
Dış sermaye akışı devam ettiği sürece büyüme güçlü görünür. Ancak küresel koşullar değiştiğinde bu yapı hızlı şekilde zayıflayabilir. Bu nedenle sadece büyüme oranına bakmak, ekonominin gerçek dayanıklılığını anlamak için yeterli değildir.
ASIL SORU: NASIL BÜYÜYORUZ?
Ekonomi tartışmalarında belki de en önemli nokta şudur: Büyüme var mı yok mu sorusundan çok, “nasıl büyüyoruz?” sorusu.
Eğer büyüme;
- Teknolojiye dayanıyorsa,
- Verimliliği artırıyorsa,
- İhracatta katma değeri yükseltiyorsa,
- Eğitim ve üretim kapasitesini güçlendiriyorsa,
O zaman bu büyüme kalıcıdır. Ama sadece tüketimle, kredi genişlemesiyle veya kısa vadeli teşviklerle oluşuyorsa, bu büyüme kırılgan bir yapıya sahiptir.
SONUÇ YERİNE
Kısa vadeli büyüme rakamları elbette önemlidir; ekonominin yönünü görmek için bir göstergedir. Ancak tek başına hedef haline geldiğinde yanıltıcı olabilir. Çünkü ekonomi sadece bugün değil, yarın için de kurulur.
Gerçek ekonomik başarı, rakamların hızlı yükselmesinden çok, o rakamların arkasındaki yapının sağlamlığıyla ölçülür. Eğer bir ülke sürekli büyüyor gibi görünürken aslında üretim gücünü artırmıyorsa, bu büyüme bir noktada durur ve yerini daha sert ekonomik gerçeklere bırakır.
Bu yüzden asıl mesele şudur: Hızlı büyümek mi, yoksa sağlam büyümek mi? Cevap, uzun vadeli refahın nerede olduğunu da gösterir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar