Bugün sokakta, pazarda, iş yerinde en çok duyulan şikâyetlerden biri şu: “Dün söylenen bugün değişiyor.” Bu cümle artık sadece bir serzeniş değil, neredeyse günlük hayatın bir gerçeği hâline gelmiş durumda. Çünkü birçok alanda politikaların sık sık değişmesi, insanların hem devlete hem de geleceğe bakışını doğrudan etkiliyor. Oysa bir toplumda güvenin en temel şartı, kuralların ve hedeflerin belli olması, sık sık oynanmamasıdır.
Ekonomi, eğitim, sağlık, şehirleşme… Hangi alana bakarsak bakalım, insanlar artık “Ne olacak?” sorusunu daha sık soruyor. Bunun nedeni sadece zorluklar değil; asıl mesele, verilen hedeflerle sahadaki uygulamalar arasında giderek açılan mesafe. Bir gün “uzun vadeli plan” deniliyor, ertesi gün başka bir öncelik öne çıkıyor. Bir yıl önce teşvik edilen bir uygulama, kısa süre sonra ya değiştiriliyor ya da tamamen geri çekiliyor. Bu da doğal olarak toplumda bir belirsizlik hissi oluşturuyor.
Oysa hedef koymak kolaydır. Asıl zor olan, o hedefe sadık kalabilmektir. Çünkü hedefler sadece kâğıt üzerinde yazılı cümleler değildir; bir ülkenin yönünü belirleyen pusulalardır. Eğer pusula sürekli değişirse, geminin nereye gittiğini kimse bilemez. İşte bugün yaşanan temel sorunlardan biri tam da budur: yön değiştikçe, uygulama da savruluyor.
Bu durumun en somut etkisi ekonomide görülür. Yatırımcı dediğimiz kişi ya da kurum, belirsizlikten hoşlanmaz. Bir yerde yatırım yapmak için önce “kuralların sabitliği”ne bakar. Vergi politikası değişiyor mu? Teşvikler kalıcı mı? Kurallar bir gecede değişir mi? Eğer bu soruların cevabı net değilse, yatırım da ertelenir ya da başka ülkelere kayar. Çünkü kimse önünü göremediği bir zemine büyük para koymak istemez.
Sadece büyük yatırımcı değil, küçük esnaf da aynı sıkıntıyı yaşar. Bugün aldığı ürünü hangi maliyetle satacağını, yarın hangi düzenlemeyle karşılaşacağını bilemeyen bir esnaf, doğal olarak plan yapamaz. Plan yapamayan insan ise sadece günü kurtarmaya çalışır. Bu da uzun vadeli gelişmeyi zayıflatır.
Eğitim alanı da bu durumdan farklı değildir. Sürekli değişen müfredatlar, sınav sistemleri ve uygulama modelleri, öğrenciden çok öğretmeni ve veliyi yorar. Bir yıl “bu sistem en doğrusu” denilir, birkaç yıl sonra başka bir modele geçilir. Oysa eğitim, istikrar isteyen bir alandır. Çünkü çocuklar ve gençler, sürekli değişen bir sistem içinde kendilerini güvende hissedemezler.
Buradaki temel sorunlardan biri de hedeflerle uygulama arasındaki uyumsuzluktur. Yani bir yandan “kaliteyi artıracağız”, “verimliliği yükselteceğiz”, “uzun vadeli büyüme sağlayacağız” denirken, diğer yandan kısa vadeli ve anlık kararlarla farklı yönlere gidilmesidir. Bu durum, toplumda şu algıyı güçlendirir: “Söylenen başka, yapılan başka.”
Aslında bu uyumsuzluk sadece teknik bir mesele değildir; aynı zamanda bir güven meselesidir. Çünkü insanlar sadece sonuçlara değil, sürece de bakar. Süreç tutarlı değilse, sonuç doğru olsa bile inandırıcılığı azalır. Bu yüzden güven, ekonomik göstergelerden bile daha değerlidir.
Sık yön değiştiren politikaların bir diğer sonucu da kurumsal hafızanın zayıflamasıdır. Bir kurum, her yeni dönemde bambaşka bir yöne sürüklenirse, önceki deneyimler anlamını yitirir. Oysa kurumların en büyük gücü, geçmişten öğrendikleridir. Sürekli değişim, bu öğrenme sürecini kesintiye uğratır. Her seferinde yeniden başlamak zorunda kalan bir yapı ise ilerlemek yerine yerinde sayar.
Vatandaş açısından bakıldığında ise bu durum daha basittir: insanlar artık plan yapamaz hâle gelir. Ev almak, iş kurmak, çocuk yetiştirmek, emeklilik planı yapmak… Bunların hepsi belirli bir öngörü gerektirir. Öngörü yoksa hayat da sürekli ertelenir. Ertelenen hayatlar ise toplumda sessiz bir huzursuzluk biriktirir.
Peki çözüm nedir? Aslında cevap çok karmaşık değildir. Öncelikle hedeflerin net, ölçülebilir ve uzun vadeli olması gerekir. Ama daha da önemlisi, bu hedeflere sadık kalınmasıdır. Elbette dünyada şartlar değişebilir, beklenmeyen gelişmeler olabilir. Ancak her değişiklik, temel yönü bozacak şekilde olmamalıdır. Küçük ayarlamalar başka bir şeydir, yön değiştirmek başka bir şey.
Bir diğer önemli nokta da şeffaflıktır. Eğer bir değişiklik yapılacaksa, bunun nedeni açıkça anlatılmalıdır. “Neden değişti?” sorusu cevapsız kaldığında, toplumda söylentiler ve güvensizlik büyür. Oysa açıklık, güvenin en güçlü ilacıdır.
Sonuç olarak, sık yön değiştiren politikalar ve hedeflerle uygulama arasındaki uyumsuzluk, sadece teknik bir yönetim sorunu değildir. Bu mesele doğrudan hayatın içindedir; mutfaktaki hesaptan, öğrencinin geleceğine kadar her şeyi etkiler. Bir toplumda güvenin yeniden güçlenmesi için en temel şart, söz ile eylem arasındaki mesafenin kısalmasıdır.
Çünkü insanlar büyük sözler değil, tutarlı adımlar görmek ister. Ve belki de en çok ihtiyaç duyulan şey, sürekli değişen yönler değil, aynı yöne kararlı biçimde yürüyebilmektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar