Ekonomi konuşulurken sık sık enflasyon, faiz, döviz ya da işsizlik gibi kavramlar gündeme gelir. Ancak insanların günlük hayatını sessiz şekilde etkileyen başka bir konu daha vardır: kaynakların yanlış tahsisi. İlk duyulduğunda teknik ve uzak bir kavram gibi gelebilir. Oysa bunun halk arasındaki karşılığı oldukça basittir: Elimizdeki sınırlı imkânları yanlış yerlere harcamak.
Bir aile bütçesini düşünelim. Evde aylık gelir sınırlıdır. Mutfak gideri, çocukların eğitimi, kira, faturalar ve sağlık masrafları vardır. Eğer aile, gelirinin büyük kısmını ihtiyacı olmayan lüks harcamalara ayırırsa bir süre sonra zorlanmaya başlar. Belki elektrik faturası gecikir, belki çocuğun eğitim masrafı karşılanamaz ya da beklenmedik bir sağlık gideri sorun yaratır. İşte ülkeler için de benzer bir durum söz konusudur.
Bir toplumun da sınırsız kaynağı yoktur. Para, iş gücü, zaman, enerji, doğal kaynaklar ve yatırım kapasitesi belirli ölçüler içindedir. Eğer bunlar ihtiyaç duyulan yerlere değil de verimsiz alanlara yönlendirilirse ortaya ciddi sorunlar çıkar.
Kaynakların yanlış tahsisi bazen açık şekilde görülür, bazen ise uzun süre fark edilmez. Örneğin ihtiyaç duyulmayan yerlere yapılan büyük yatırımlar buna örnek olabilir. Bir bölgede insanlar iş bulmakta zorlanırken, üretim alanları yetersizken veya eğitim altyapısı eksikken kaynakların düşük verimli projelere aktarılması gelecekte ağır maliyetler oluşturabilir.
Bir çiftçiyi düşünelim. Tarlanın bir kısmı verimli, bir kısmı ise verimsiz olsun. Çiftçi bütün gübresini, suyunu ve emeğini verimsiz bölüme harcarsa sonuç ne olur? Çok çalışmasına rağmen beklediği ürünü elde edemez. Çünkü sorun çalışmakta değil, emeğin yanlış yerde kullanılmasındadır.
Ülkeler için de durum benzerdir. Çok para harcamak her zaman başarı anlamına gelmez. Önemli olan doğru yere yatırım yapmaktır. Bazen milyarlarca lira harcanır ancak toplum beklenen faydayı göremez. Çünkü mesele miktar değil, yön meselesidir.
Yanlış tahsisin en önemli sonuçlarından biri verimlilik kaybıdır. İnsanlar çalışır, kurumlar faaliyet gösterir, yatırımlar yapılır ama ortaya çıkan sonuç beklentilerin altında kalır. Toplum çok enerji harcar fakat aynı oranda kazanç sağlayamaz.
Bunun günlük hayattaki etkisini vatandaş doğrudan hisseder. Çünkü yanlış tahsis edilen kaynaklar zaman içinde fiyat artışları, düşük gelir artışı ve işsizlik gibi sorunlara dönüşebilir.
Mesela eğitim sistemini ele alalım. Bir ülke eğitim için yüksek bütçe ayırıyor olabilir. Ancak bu kaynaklar gerçek ihtiyaçlara göre kullanılmazsa beklenen sonuç ortaya çıkmayabilir. Okul sayısı artarken eğitim kalitesi yükselmeyebilir. Gençler diploma sahibi olur ancak iş piyasasının ihtiyaç duyduğu becerilere sahip olmayabilir.
Benzer durum istihdam alanında da yaşanabilir. İş gücü ihtiyacının az olduğu alanlara aşırı yönelim olursa bazı sektörlerde işsizler artarken bazı sektörlerde eleman bulunamayabilir. Sonuçta hem iş arayan mutsuz olur hem de işveren ihtiyaç duyduğu çalışanı bulamaz.
Yanlış kaynak tahsisi sadece kamu tarafında görülmez. Özel sektörde de yaşanabilir. Şirketler bazen geleceği doğru okuyamaz. Talebi olmayan ürünlere büyük yatırımlar yapılabilir. Geçici kazanç beklentileriyle yanlış kararlar alınabilir. Bu durumda sermaye verimli alanlar yerine düşük getirili alanlara gider.
Ekonomik tarihe bakıldığında birçok krizin arkasında aslında kaynakların yanlış dağılımı görülür. Bazı dönemlerde aşırı borçlanma, bazı dönemlerde kontrolsüz yatırımlar ya da spekülatif alanlara yönelim büyük sorunlar yaratmıştır.
Bir başka önemli nokta da siyasi ve kısa vadeli düşünme alışkanlığıdır. Bazen uzun vadede faydalı olacak yatırımlar yerine kısa sürede sonuç verecek adımlar tercih edilebilir. Çünkü kısa vadeli sonuçlar daha görünürdür. Ancak geleceğin ihtiyaçları göz ardı edildiğinde toplumun ilerleyen yıllarda ödeyeceği fatura büyüyebilir.
Örneğin üretimi artıracak, teknolojiyi geliştirecek veya insan kaynağını güçlendirecek yatırımların etkisi hemen ortaya çıkmaz. Bunun yerine hızlı sonuç veren geçici çözümler tercih edildiğinde bugün rahatlama yaşansa bile yarının sorunları büyüyebilir.
Aslında ekonomi bir anlamda tercih yapma sanatıdır. Her şeyi aynı anda yapmak mümkün değildir. Bu nedenle hangi kaynağın nereye aktarılacağı çok önemlidir. Çünkü bugün verilen kararlar sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirir.
Kaynakların doğru tahsisi; daha güçlü üretim, daha yüksek gelir, daha fazla istihdam ve daha sağlam ekonomik yapı anlamına gelir. Yanlış tahsis ise görünmeyen bir israfa dönüşür. İlk anda fark edilmese bile zaman içinde toplumun cebine, refahına ve geleceğine yük olur.
Sonuç olarak mesele yalnızca ne kadar kaynak olduğu değildir. Asıl mesele o kaynağın nasıl kullanıldığıdır. Bir ülke sınırlı kaynaklarını doğru değerlendirebildiği ölçüde güçlenebilir. Çünkü bazen az kaynakla doğru işler yapmak, çok kaynakla yanlış işler yapmaktan çok daha değerlidir. Ekonomide başarı çoğu zaman daha fazla harcamaktan değil, doğru yere harcamaktan geçer.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar